5 Aralık 2021

Oyle insanlar vardır ki hayatı da ölümü de berekettir. Onlarla tanışmak büyük şereftir ama hikâyenin anlatıcısı olmak düşmüştür nasibinize. Yapacak bir şey yok. Yine de öyle bir insan olduğunu bilmek, zaman zaman onu ve tatlı hikâyesini düşünmek güzelleştirir sizi, göğsünüze ferahlık verir.

***

Ali Menekşe, bir doktor. Hikâyesi cennette konuşulur. “Hikâyesi hikâyeme karışsın” diye yanıp tutuşacağınız cinsten bir adam.

Başlayalım öyleyse, heyecanla, duayla: Sene 1989, Giresun’dayız… Menekşe, Giresun’un iki ünlü göğüs hastalıkları uzmanından bir tanesidir. O dönemin şartlarında Giresun’un yarısını satın alacak kadar kazancı vardır. Ülkücüdür. Güzel adamdır. Daha da güzelleşmek için güzellikten geri durmaz, cömertlikten geri durmaz.

Hayatı muhabbete karışan kahramanımız, aynı sene Mustafa Öztürk’le tanışır ve kıymetli ilim adamı Öztürk’ün tefsir derslerine devam eder. O derslerin birinde Bakara Suresi’nin 219’ncu ayeti okunur: “Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan artakalanı.”

ali menekşe ile ilgili görsel sonucu

Ayeti duyan Menekşe, sarsıntı geçirir. Yalnızca kulağında çınlamaz rabbin sözleri, tüm vücudu sarsılır. Dünyası allak bullak olmuştur. Gün içinde defalarca aynı sözleri tekrarlayıp durur: “İhtiyaçtan artakalanı, ihtiyaçtan artakalanı!” “Bu ayet bana indirildi ve ben bugüne kadar bilmeden bir mücrim gibi yaşamışım” der durur.

O günden sonra ihtiyaçtan artakalan her şeyini elden çıkarır. Yüzlerce öğrenciyi okutur, borçluların borcunu öder. Kendini gizleyerek el atar hayra ve güzelliğe. Kendini ve kazancını infak güzelliğine adar.

Muhabbete, aşka yol almaktadır Menekşe.

Hikâyenin gerisi cennetten…

***

18 Ocak 2008. Hastaneye bir gün bir adam gelir. Menekşe’nin hastasıdır gelen. Doktorun odasına alırlar adamı. Konuşmaya başlarlar. Hasta: “Sen bana yanlış teşhis koydun, akciğer kanseri olduğumu bilemedin, ölmek üzereyim” der. Menekşe, anlar adamın vaziyetini. “Buyur bir yemeğe gidelim dertleşir, konuşuruz” diyerek adamın koluna girer, birlikte yemeğe giderler. Yolda birden silahına sarılır adam ve hemen oracıkta, yolun ortasında kurşunlar yağdırır Menekşe’ye. Birkaç kurşun da kendi kafasına sıkar. Adam orada can verir, doktor hastaneye kaldırılır. Bir ay sonra vefat eder.

2001 yılına gidelim…  Menekşe, on altı yaşındaki kızını kaybetmiştir bir trafik kazasında.

Kızının vefat tarihi olan 2001’de kaleme aldığı vasiyetinde bir reçetenin arkasına şu satırları yazmış: “Bahtınız açık, yüzünüz aydınlık olsun. Rabbim sizleri her türlü kötülüklerden korusun; ihlaslı, hayatın gerçek anlamını idrak eden, ahret yolculuğuna hazırlanmayı gaye edinen kullardan eylesin. Akrabayı ve yoksul ihtiyaç sahiplerini gözetin, üzülmeyiniz ve mahzun olmayınız. Allah’a güveniniz. Yarın elbet bizimdir. Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.”

Başka bir reçetenin arkasında da bir not bulunur:

“Kazancınız iyiyse bu hayır zarfı devam etsin. Ben kazandığımın yüzde 20’sini koyuyordum. Siz de durumunuza göre ihtiyaç sahiplerini gözetin. Bugün varsak yarın yokuz. Ölümün ne zaman geleceği belli değil. Allah ahretimizi hayırlı etsin. Zarftaki alacaklar (verilen borçlar) karşılıksız (hayır) olarak verilmiştir. Çok büyük zaruret olmadıkça istenmeyecektir. Karşı tarafın durumu iyi olursa, kendi rızasıyla öderse alınan iadeler gene ihtiyaç sahiplerine karşılıksız verilmesi önemle rica olunur. Ama ihtiyacınız olursa, yeniden durum değerlendirilmesi hakkı size kalır. Çünkü artık bana soramayacaksınız.”

Öldüğünde kendine ait bir evi yoktur. 

Allah Ali Menekşe’den razı olsun. Bu adam bu yüzyılda yaşadı, sahabe değildi, içimizden çıktı. “Cebimizdeki beş liranın üç lirasını bir yoksulla bölüşmek için Zülkarneyn tefsirini bilmemiz gerekmez” diyerek koştu meleklerin tebessümüne, hakkın sevgisine.

Bekir Fuat

Karar Gazetesi, 12 Kasım 2017

Bu kategorideki Makalelerden