25 Temmuz 2021

Şahver ÇELİKOĞLU            

Muhabbet ehli olduğunu iddia edenlerden birisi, Allah dostlarından birisinin yanında, elde ettiği muhabbet makâmı ile ilgili bâzı şeyler söyledi. Allah dostu ona: “Sen sevdiğini söylediğin kimseden başkasını hiç düşündüğün oldu mu?” diye sordu. O da: “Evet” dedi. Allah dostu: “O'nu bir gecede rüyanda iki ya da üç def'a gördüğün oldu mu?” diye sordu. O da: “Hayır!” dedi. Bunun üzerine Allah dostu: “Şâyet hayâ etmesem sana, muhabbetinin sakat olduğunu söylerdim. Sen bir taraftan dostundan başkasını düşünüp duruyorsun, öbür yandan, onu her gece rüyanda görmüyorsun.”

Bu zat sonra şunları söylemiştir: “Ben O'nu sevdiğimi iddia etmediğim halde, kendisini tanıdığımdan beri O'ndan başkasına yönelmedim, ayrıca çok def'a O'nu bir gecede yedi def'a görüyorum.” (Bu görme = rüyâda görme, şekil sûret değildir. Görülen nûrdur. Yanlış anlaşılmamalı.)

Allâh'ı sevenlerin hâl ve sıfatlarından zikrettiğimiz bu haberler, bize, mahbub kimselerin, yâni Allah tarafından sevilenlerin sıfatı hakkında da yeterli bilgiyi vermektedir. Allah tarafından sevilen has kulların sıfatlarını anlatmak, bizim için mümkün değildir. Çünkü onların hâli, kelimelerle anlatılmayacak kadar yüksektir = yücedir.

İşittiği şeyleri sevdiği Yüce Rabbinden işiten, gördüğünü O'nunla gören, tuttuğunu O'nunla tutan, anladığını O'nunla anlayan, Yüce Allâh'ın kendisinin kulağı, gözü, kalbi, eli ve destekçisi olduğu bir hak dostunu anlatmak nasıl mümkün olur. Bu kimselerin hâli, bir hadîs-i kudsîde şöyle anlatılmıştır:

"Ben kulumu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, anladığı kalbi olurum. Benden bir şey isterse, istediğini veririm; bana sığınırsa kendisini korurum. O'nun nûru yeryüzünde yaşayanlara dağıtılsa hepsine yeterdi.” (Son cümle hariç bkz: Buhâri, Rikak, 38...) İşte bütün bunlar, mahbub (Allah) tarafından sevilme makâmında gerçekleşen şeylerdir.

Âlimlerden birisi şöyle demiştir: “Size bütün makamlar hakkında söz edebilirim, ancak muhabbet makâmı hakkında konuşamam.” Kendisine: “Niçin?” diye sorulunca, şöyle demiştir: “Çünkü bir şey kendisinden daha latif (ince) olanla açıklanır. Oysa muhabbetten daha latif ve ince bir şey yoktur. O kelimelerle anlatılamaz.”

Mâruf el-Kerhî’ye “Bize muhabbetin nasıl bir şey olduğundan haber verir misin?” diye sorulduğunda, hazret şu cevâbı vermiştir: “Kardeşim, muhabbet, insanların öğretmesiyle öğrenilecek bir şey değildir. Muhabbet ancak, Yüce Sevgilinin öğretmesiyle öğrenilecek bir şeydir.”

Derin ilim sâhibi âlimler şu dört makâmın hakikatleri hakkında bir şey anlatmazlardı: “Tevhîd, Mârifet, Muhabbet ve İhlâs.”

Âriflerden birisi şöyle demiştir: “Muhabbet makâmı hâriç bütün makamlar, Allâh'ın (c.c) fiil ve sıfatlarının nurlarından kaynaklanır. Muhabbet ise Allah Teâlâ'nın zâtının nûrundan kaynaklanır.” Bu sebeble muhabbetin anlatılması ve öğretilmesi zordur. Mü'minlerden muhabbetin hakikatine ulaşan pek azdır. Bunun sebebi şudur:

Muhabbet, mârifet gibi bir sırdır. Sevilen zat görülürse onu seversin; tıpkı tanıdık birini görünce tanıyıp sevindiğin gibi. Muhabbet Zâta bağlıdır. Zâtın varlığı açık olunca, ona muhabbet de açık olur. Muhabbet içte olduğu için, O'nu sevmek de gizlidir.

Kim muhabbetullah makâmına erişirse, diğer makamlardan elde edemediği şeyler onun için zarar sayılmaz. Muhabbet makâmına ulaşamayan kimse ise, ulaştığı hiçbir şeyle övünemez.

Tevekkül de, muhabbet makâmına âid hallerdendir. Rızâ (Allah'tan râzı olmak) da, muhabbetten bir makamdır.

Evet; muhabbetin ne olduğu kelimelerle anlatılamaz ve o, ince aklî ilimlerle de öğrenilemez. Muhabbetin bilinmesi, Allâh'ı (c.c) bilme gibidir. Hangi kalb, sevgilisi Allah olan kalbden daha yücedir. Hangi akıl, Allâh'ı (c.c) bilen akıldan daha bilgilidir?

Burada şöyle bir soru gelebilir kişinin gönlüne: “Anne-baba ve çocuk vs. sevgisi, insanı ilâhî muhabbet dâiresinden çıkarır mı? Bu sayılanlar en yakınlarımız, onların sevgisi nasıl olmalı?”

Anne-baba-evlat ve diğer sevilen sevgililer, insanı ilâhî muhabbet dâiresinden çıkarmaz. Çünkü bu sevgi, Allah Teâlâ'nın onların kalbine koyduğu mübah bir nasibdir. Aynı şekilde, şefkat ve merhametle hanımını sevmek de kişiyi Allâh'ı sevenler dâiresinden çıkarmaz. Kalbin ve kalıbın zarûri ihtiyâcı olan dünyâ malını sevmek de insanı bu sevginin dışına çıkarmaz. Bunların hiç biri Allah muhabbetinin yerine geçecek şeyler değildir. Çünkü Allâh'ın muhabbeti îman nurları içinde kendisini gösterir. Diğerlerinin muhabbeti ise akılda ve tabiatta gerçekleşir. Bana göre, Allah Teâlâ'nın muhabbeti ile mahlûkun muhabbeti arasındaki fark budur. Selef-i sâlihinden bâzı hak dostlarına göre, yukarıda saydığımız varlıkların sevgisi, seveni, muhabbet makâmından çıkarır.

Bana göre kulun Allah'dan başkasıyla huzur bulması, O'ndan başkasıyla sevinmesi, Allah'tan başka kaybettiği şeylere üzülmesi de onu gerçek muhabbet dâiresinden çıkarır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden