8 Ağustos 2022

Turgut GÜLER

Dünyânın akıllı (!) kişileri, Kıyâmet’e hazırlık yapıyorlarmış. Kıyâmet sonrasında - onlar kimlerse? - sağ kalacakların gireceği bir sığınak ve ekip-biçmeleri için dondurulmuş bitki tohumlarının konulacağı soğuk hava deposu inşâ edilmiş. Bu bitki tohumu deposuna bir isim de bulmuşlar: “Nûh’un Ambarı”. Akılları sıra, Nûh Tûfânı ile Kıyâmet’i birbirine benzetmişler. Hz. Nûh’un, Tûfân öncesindeki hazırlıklarını taklîd ediyorlar.

Bir def’â, Kıyâmet’den kurtulmayı ümîd etmek, en müthiş hakîkatı inkâra yeltenmektir. Bırakın insanları, bitkileri, hayvanları, melekler bile bu dehşet ânında sağ kalamayacaklar. İlâhî mesaj, bu yönde.

Ne Kıyâmet’in borusunu çalacak olan İsrâfil, ne de “Ölüm Meleği” sıfatıyla vazîfesini tamamlayacak Azrâil, Kıyâmet’e rağmen bir tavır içinde olamayacaklar. Yâni, “Hayy” ve “Kayyûm” olan Allâh’ın dışında hiçbir nesnenin canlı kalamayacağı bu büyük güne, tohum dondurarak hazırlanmak, ancak insanın kanını dondurur.

Bu hesap ânını tevekkülle bekleyip aklanma cehdine girişmekten başka, yapılacak hazırlık yok. Kıyâmet sonrasına “depremzede” fotoğraflarını andıran bir panorama mantığı ile hazırlananlar, kendileri için “Kıyâmetzede” psikolojisi de icâd edeceklerdir.

Eskilerin “harekât-ı arz” dedikleri deprem, hakîkaten arzın harekete geçmesi ile meydâna geliyor. Jeolojiden fiziğe, sismolojiye kadar bir sürü ilim, bu “Yeryüzü kımıldaması”nı inceliyor. Hepsi de, kendi imkânları nisbetinde mâkûl, mantıklı îzâhlar yapmağa çalışıyor. “Fay” denilen kırılma çizgilerinden dem vurularak, Dünyâ birtakım risk bölgelerine ayrılıyor Bırakın ülkelerin deprem taksimâtını, şehirler bile, semt semt depremlendiriliyor. Muhayyel bir “şiddet” kadranı yapmışlar. Falan şiddetdeki depreme dayanacak veya dayanamayacak mahalleler, evler, siteler; piyasada tasnîfe tâbi tutuluyor. Deprem konusunda, ucundan kıyısından akademik unvân bağlantısı kuran bir avuç “muğbeçe”, televizyon kanallarında ahkâm kesiyor. Söylediklerinin tamâmını toplasan, kahve fincanında telve olmaz. Bütün bu ilim kibirlenmelerine ve –hâşâ- “alçak dağları yaratma” cür’etlerine rağmen, yine deprem oluyor ve yine ah ü figân yükseliyor.

Ortada bir tek hakîkat vardır: Depremzede! “Kimse yok mu?!..” diye enkaaza haykıranlara sesini duyuramayan depremzede!.. Depremzedelere borcumuzu ödememişken, “Kıyâmetzede”lere ne yapabiliriz?

Borçsuz insan var mıdır? Bu mümkün mü? Tabiî ki, nakdî veya aynî borcu kastetmiyoruz. O bakımdan borçsuz insan, elbette vardır. Fakat bu tarz borç, ne kadar basit, ne kadar zavallı bir hâldedir.

Küçücük bir maydanoz yaprağından başlayarak, teneffüs etdiğimiz havaya, baktığımız manzaraya, duyduğumuz hoş sadâlara varıncaya kadar; bizi kuşatan, girift mi girift bir muhîte, aslâ ödeyemeyeceğimiz tümen mikyâsında borçlarımız varken, “borcum yok!” diyebilir miyiz?

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: