Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI 

İslam’ın bir tebliğ dini olması, özellikle de insanla Allah arasındaki, aracısız bağlantının  kurulabileceğinin döne döne altının çizilmesi,merkezi bir dini otoritenin ortaya çıkmasına cevaz vermez. Allah’ın dini İslam, beşeri alanda otoriteyi asla kabul etmez. Kur’an genel olarak peygamberleri, özel olarak da Hz. Muhammed’i takdim ederken, onları Allah’ın vahyini tebliğ eden kimseler olarak belirtir. Bu bağlamda peygamberlerin bile dini otorite olmadığı ilahi alanda, nasıl olurda beşer otorite olabilir? Bu husus üzerinde durulmalıdır.

Hz. Muammed’den sonraki dönemlerde onun manaevi yolunun devamı olan velayet konusuda velayet ilme dayalı olarak ortaya çıkmıştır. Yan yönetsel bir velayet anlayışı ortaya çıkmamamıştır. Yönetsel Velayet , dini otorite demektir.

İSLAM’DA VELAYETİN ( BU ALANDA KONUŞMA VE İRŞAT YETKİSİ) İLME DAYALI OLARAK BELİRLENMESİ, TOPLUMSAL ZEMİNDE İSLAM’IN GELENEKSELLEŞMESİNİN, KURUMSALLAŞMASININ DA ÖNÜ KESİLMİŞ DEMEKTİR.

Otorite, zorlamayı gerektirir. Bir şeyi zorlama ile yaptırmayı ya da yaptırmamayı gerektirir. İslam 2/256 ayetle daha başta “ Dinde zorlama yoktur.” Diye bu kapıyı kapatmıştır. Zorlamayı kul yapacağına göre kula kulluk yoktur. Herkes Allah’ın kuludur. Başkasına tahakküm etmeye kalkışmak, insanın kendini ilah konumuna getirmesi anlamına gelir ki, Kur’an böyle insanın halini tağut olarak görür, şiddetle reddeder, buna şirk der. Yani zulmeden müşriktir.

Şu kadar ki, Allah kendi mesajı karşısında, akıl ve irade vererek yarattığı insanı tamamen serbest bırakmış ve dini konusunda hiç kimseye otorite yetkisi vermemiştir. İSLAM’DA DİNİ OTORİTE SADECE ALLAH’TIR. BEŞERİ OTORİTE YOKTUR. Beşeri otorite demek, Allah’ın temsil edilmesi demektir ki, Allah’ın mutlak ilahi otoritesi eksik bir  yaratık olan insan tarafından temsil edilmesi muhal bir iştir. İnsan, Allah’ın temsilcisi olabil mi? Yaratık yaradanı nasıl temsil edebilir mi ?... Peygamberler bile Allah’ın vahyini tebliğ den kimselerdir, Allah’ın temsilcileri değildir.

Şimdi gelelim tarihe, Hristiyanlıkta sorun, Tanrı bilimsel yani teolojik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Diğer bir deyişle Hrıstiyanlıkta kavganın temelinde teolojik yorumlar yatmaktadır. İslam kültür çevrelerinde ise tam tersi olmuştur. İslam’da kavgaların temelinde teolojik nedenler yoktur, siyasi nedenler vardır.

Hz. Peygamber’den sonra devletin başına gelen ve bizim halifeler diye tanımladığımız kimseler, aslında “ halife “ nisbesini hiç kullanmamışlardır. Onlar” emirül mümin” sıfatını kullanmışlardır. Bu kimseler devletin başına gelmiş siyasi kimlikli kimselerdir. İslam dünyasında halife kavramını ilk kullanan  MUAVİYE VE OĞLU YEZİD olmuştur. Bu nedenle ortaya çıkan bu yetke “ dinsel yetke” değil, “siyasi yetke" dir. Benim burada acizane tesbitime göre ; İslam dinsel yetkeye kapıları kapatınca, tüm sorunlar siyasi yetke merkezli olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki İslam dünyasında bir dinsel yetke ve siyasi yetke mücadelesinden de söz edilemez. Halifelik tarihsel bir olgu olarak tebarüz etmiştir. Halifelik, dini bir kavram değil dünyevi bir kavramdır. Halifeliğin dini bir yasallığı yoktur.

Din ve siyasetin kendisi bir amaç değildir. Din, insanın manevi dünyası; siyasette maddi dünyasıyla ilgildir. Yani din de siyasette insana hizmet eden araçlardır.

Anladığım kadarıyla beşeri hayatın düzenlenmesinde halkın inancıyla halkın eğemenliğini uzlaştırmaktır. Siyasetin en hayati ve sorunlu tarafı burada odaklanmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber’in Medine’de oluşturduğu Medine Site Devletinde, halkın eğemeliği ile halkın inancını en güzel biçimde uzlaştırarak, en güzel örneği vermiştir.

Dinler tarihine bakıldığında her peygamber tarih boyunca düşünce özgürlüğünün, toplumsal ilerlemenin, hukuki hakların da yaratıcıları olmuşlardır. Hz. Peygamber de Medine’de her şeyi unutmuş, zihni hurafelerle dolmuş,  maddi, manevi özgürlüklerini yitirmiş insanların bilinç dünyasında politik bir uyanışın ateşini yakmıştır. Bu bilincin temeli de ahlak ve adalet ilkeleri oluşturmaktadır.

Devlet, beşeri bir kurumdur.Devlet, insan zihninin ve tasavvurunun ürünüdür. Dünyadaki tüm kurumlar beşeri işlerdir. Devlet, dünyevi bir otoritedir. Devlet örgütlü bir toplumdur. Siyasal toplumu insan düşüncesi ve iradesi ortaya çıkartmıştır. Devletin ilahi bir boyutu yoktur. Hürriyet Allah’ın insana verdiği ezeli ve ebedi bir haktır. Devletin verdiği bir hak değildir. Devlet ancak hürriyetlerin sınırlarını çizer. Hürriyet, maddi ve manevi bir ihtiyaçtır. Maddi hürriyetlerin alanını devlet çizer. Din ise manevi hürriyetlerin alanını çizer. Din de devlette insana hizmet etmektedir.

Din, insana ve topluma ahlaki bir yaşamve davranış çerçevesi çizer. Bunu şu yolla yapar: Dinden kültüre eklenen değerler davranışları belirleyicidir. Çünkü ahlaki değerleri din tanımlamaktadır. Dinin dışında ahlaki değerleri tanımlayan hiç bir kaynak yoktur.

Devletin ve siyasetin tek bir var oluş nedeni vardır. O da ADALETTİR.

ŞERİAT DİN KURALLARIDIR. İBADET VE AHLAK HÜKÜMLERİDİR. İNSANI ALLAH’A GÖTÜREN MANEVİ YOLDUR. BAŞKA BİR ANLAMI DA YOKTUR. ŞERİAT KAVRAMINI ÇOĞU KİMSE HUKUK OLARAK KABUL EDİYOR. BU DOĞRU DEĞİLDİR.

İslam Tarihine baktığımızda şeriat bir hukuk sisteminden ziyade bir sosyalleşme ve kültürleşme süreci olarak işlev görmüştür. Sonuç olarak şeriatın uygulanması devletten bağımsız işleyen bir toplumsal faktör olarak olarak ortaya çıkmıştır. Bu da dini ve dünyevi sahaların pratikte birbirinden ayrı olarak gerçekleşmesini sağlamıştır. Tarihte din devleti diye bir devletin ortaya çıkmamasının en önemli nedeni de buradan kaynaklanır. Siyasi ve dini kurumlar birbiriyle bütünleşmemiş, birbirinden bağımsız kalmışlardır.

Bize göre İslam, inananların özel hayatını bağlar. İnanmayanların bağlamaz. İslam böylece kamu ve devlet hayatını bağlamaz. İslam’ın özel alanda var oluşu, mensuplarına dinlerini  rahat yaşama imkanı vermiştir. İSLAM VARLIĞINI BU YÜZDEN HER ORTAMDA SÜRDÜREBİLMİŞTİR. BU ONUN VARLIĞINI SÜRDÜREBİLMESİNİN TEK NEDENİDİR. EĞER İSLAM DEVLET SİSTEMİNE GÖRE BAĞIMLI OLSAYDI, SİYASİ REJİME GÖRE ŞEKİLLENİR VE ÖZÜNDEN UZAKLAŞIRDI. ÇÜNKÜ DİN, DEVLET BÜTÜNLEŞMESİ YIKIMDIR.

Bakınız şu ayet çok önemlidir: 73/20: “ Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun.” Diyerek insanı Allah karşısında sorumluklarıyla başbaşa bırakmaktadır. İnsan Allah karşısında tek başına sorumludur. Onu bu sorumlukları nedeniyle kimse kurtaramaz ve araya giremez. Din bir tebliğdir. Bu nedenle aracıları reddeder. İnsan düşüncesinin denetlenmesini, yönlendirilmesini kabul etmez. İnsan düşüncesini kendi algı alanlarına göre yönlendirenler din adamlarıdır ki Kur’an’ın en çok şikayet ettikleri de din adamlarıdır.

Türkiye’de son yıllarda “ dinsel yetke” ye heveslenenlerin varlığı bir gerçektir.

Dinsel yetkeye öykünenlerin içdünyalarına bakmak gerekir. Bu kimseleri dertleri  Allah rızası, din, iman değil nefslerinin saltanat hevesleridir. Toplumda yer edinme, ayrıcalıklı konuma gelme çabalarından başka bir şey değildir.

Bu konuyu bağlamadan önce şu hususa da değinmek gerkecektir. İslam doğuştan statüyü kabul etmez, edinilmiş satatüyü kabul eder.  Helal çalışılarak elde edilen her şey, ibadet etmekle aynı anlama gelir. İslam, her insanı aynu haklara sahip özgür bireyler olarak görür. Hak’la ilişkilerde “ takva”, halkla ilişkilerde “ adalet” ilkesi çerçevesinde yürünmesini ister.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16537966