17 Ağustos 2022

Turgut GÜLER

20 Haziran 1389 günü kazanılan Birinci Kosova Zaferi’nin şâhî bedeli Sultan Murâd-ı Hudâvendigâr, muhârebe öncesindeki geceyi çadırında uykusuz geçirmiş ve sabâha kadar niyâza durmuştur. Muazzam bir Haçlı kuvveti hâlinde Türk ordusunun karşısına dizilen düşmanın çokluğu, Kosova’nın esen rüzgârla havalanan ve çöl manzarasını aratmayan tozları, Pâdişâh’ı en büyük güç ve kudret sâhibine yöneltmekte, onun eksilmeyecek yardımlarına hamd ü senâlar ettirmektedir.

Sultan Murâd’ın, ağzından çıkan ve sonra kalem mârifetiyle kâğıda dökülen duâsı şöyledir:

                  “Âb-ı rûy-ı Habîb-i Ekrem içün

                  Kerbelâ’da revân olan dem içün

                  Şeb-i firkatde ağlayan göz içün

                  Reh-i aşkında sürünen yüz içün

                        Ehl-i İslâma ol muîn ü nasîr

                        Rest-i a’dâyı bizden eyle kasîr

                        İtme yâ Rab mücâhidîni telef

                        Tîr-i a’dâya bizi kılma hedef

                        Bunca yıl sây ü ictihâdımızı

                        Gazavât içre yahşi âdımızı

                        İtme yâ Rab kahrın ile tebâh

                        Yüzümüzü halk içinde itme siyâh

                        Râh-ı din içre ben fedâ olayım

                        Siper-i asker-i Hudâ olayım

                        Din yolunda beni şehîd eyle

                        Âhiretde beni saîd eyle

                        Mülk-i İslâmı pâyimâl etme!”

Dünyâ târîhinden çıkarılacak devlet adamı portreleri içinde, fedâkârlık başlığını, herhâlde Murâd-ı Hudâvendigâr atardı. Sâdelik, tevâzu gibi, Türklüğün temel hasletlerinde, kendine ortak çıkacak pek çok isim varken; peşînen canını fedâ etme bahsinde, vâdîdeki isimler azalıyor. Hele Sultan Murâd tarzında, bunu önceden görüp de hazırlık yapanına, hiç rastlanmıyor.

Bu büyük şehîdin, Kosova’ya akıttığı kan, orayı ne denli Murâdî ve de Muhammedî renklere boyamıştır, el’ân açık-seçik görülüyor. Kanı, boşa gitmemiştir.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: