5 Aralık 2021

Hasan Fevzi BATIREL

Sağlığımıza dikkat etsek dahi başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. İnsanın kendi hayatını sonlandırmak dışında ne zaman öleceğini bilememesi gibi…

Bazı belirtiler bizleri yokluyor, hasta olabileceğimizin belirtisini veriyor, ama bunların dışında hiçbir belirti vermeden hastalığa yakalananların sayısı az değil.

Bazen selim bir hastalığınız olur, ama tedavi süreciniz rast gitmez. Düzelmekten öte çeker durursunuz…

Branşım gereği hastaların iki şikâyeti var ki, tedavi edilemediğinde tam onulmaz dert kategorisine giriyor. İlki nefes darlığı.

İnsan takriben dakikada 20, saatte 1200, günde 25000 kez nefes alıyor. Bu nefes alışverişlerin sizin için zor olduğunu düşünün. Günde 25000 kez işkence çekilir mi? Nefes darlığı olan kişilerin nabzı yükseliyor, ter basıyor, kilo kaybediyorlar, uyuyamıyorlar. Yani tüm vücudu bozacak bir eziyeti çekiyorlar.

Nefes darlığı kandaki hemoglobin denilen maddenin akciğerlerde oksijenle yeterli dolmaması ve vücuda iletememesi demek. En sık sebeplerinden biri zatürre, sonra KOAH denilen küçük havayollarının geçmeyen mikropsuz iltihabı, akciğer zarı boşluğunda sıvı birikmesi veya daha nadir de olsa kanser…

Asistanken 3 ayda bir KOAH alevlenmesi ile hastaneye yatan çok varlıklı bir beyin yoğun bakımda söyledikleri hala aklımdadır.

“Vallahi ölümden korkmuyorum. Ama şu nefes darlığı beni bitiriyor.”

Sonunda yatışlarının birinde akciğer yetmezliğinden hayatını kaybetti.

Yine söylemeden geçmeyelim, KOAH ve akciğer kanserinin ana sebebi sigara!!!

İkincisi ise yutma güçlüğü. Bazen en şiddetlisi oluyor ve hasta hiçbir şey yiyemez hale geliyor.

Yine vücudun normal düzeniyle başlayalım. Ağzımıza bir lokmayı alıp çiğnedikten sonra yuttuğumuzda 6-10 saniyede midemize ulaşıyor. Yemediğimiz zamanlarda da tükürüğümüzü yutuyoruz. Günde 1,5 litre tükürük üretiyoruz. Buna ilaveten otomatik olarak soluk borumuzdan yukarı itilerek yemek borumuza yönlendirilen balgam var. Bunların hiç birinin aşağıya inmediğini düşünün. Hastalar ağızlarından kâğıt havlu ile temizledikleri ifrazatı torbalara atıyorlar. Yanlarında devamlı bir torba ile dolaşıyorlar. Ağzınızdan bir şey yiyemediğinizde mecburen midenize veya ince bağırsağınıza yerleştirilen bir tüple besleniyorsunuz. Onun akıntısı, temizlemesi ise ayrı bir dert. Günde en az 3-5 kez pansuman yapmak gerekiyor. Bazen koku yapıyor. Devamlı bir temizlik derdi.

Evde böyle bir insanın yaşadığını düşünün. Yemekten bahsedilmiyor, pişirmeye çekiniliyor, o kişinin önünde bir şey yenmiyor. Bu dert sadece o kişinin değil, tüm ailenin derdi oluyor.

Yıllarca bu imtihandan geçen var. Sonunda ağızlarından bir yudum su içebildikleri, iki lokma bir şey yiyebildiklerinde onlar için dünyanın en güzel anı oluyor.

Yemek borusunun kalıcı tıkanıklıkları genellikle kanser tedavisi sonrası görülüyor. Kanser iyileşiyor, ama yemek borusu tamamen kapanıyor. Bazen de akalazya dediğimiz selim hastalıklarda yıllarca devam eden yutma güçlükleri ile karşı karşıya kalıyoruz.

Yine söylemeden geçmeyelim. Yemek borusu kanserinin de ana sebepleri sigara ve alkol!!!

Bizim kültürümüzde insanın sağlığına, kaliteli hayat yaşamasına çok önem verilmiş. Çok güzel sözler söylenmiş;

“Ölüsü olan bir gün ağlar, delisi olan her gün ağlar” Diye. Delisi yerine onulmaz derdi olan da diyebiliriz.

Artık aşırılıkların kıymete bindiği, insanın kendisini sonuna kadar zorladığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir an kafamızı kaldırıp vücudumuzun ahengindeki mucizeye bir baksak, onulmaz derde düşmemek, sağlığımızı korumak için her şeyi yaparız. 

Kendisinden mucize/keramet istenen büyük zatın verdiği muhteşem cevap her şeyin anahtarı;

“İki ayak üzerinde sağlıkla durabilmemizden büyük mucize mi olur!”

Branşımız gereği bizde şöyle diyelim;

“Ağaçların altında, deniz kıyısında bol oksijenli bir nefes alıp, demli bir bardak çayı keyifle içebilmekten büyük mucize mi olur!”

Geçen yüzyılın onulmaz derdi vereme kapılmış küçük çocuklar maden suyu ile tedavi edilmeye çalışılıyor. Onulmaz derdin acısı yüzlerinden okunuyor

Bu kategorideki Makalelerden