4 Ekim 2022

Turgut GÜLER

Başımıza ne geldiyse Frenk’likten geldi. İsraf ekonomisini hayat tarzı belleyenler; nîmete şükreden bizim evin, direklerini devirdiler. Rûhumuz çekilince, suyumuz da çekiliyor. Kendimizi, başkalarının dilinden tanımaya devâm ettikçe, bu kolaya kaçmanın bedelini en ağır bir biçimde ödeyeceğiz. Ahîlerin hayır duâsı da yavaş yavaş bizden uzaklaşıyor.

Sosyolojinin bilmem kaç kilometre ötesinden geçenler dâhil, eline kalem, ağzına kelime alan herkes, ahî üzerine ahkâm kesiyor. Onu zihinlerindeki anarşiye sermâye yapmak isteyenlerden, ipe-sapa gelmez izmlerin içine çekmek gayretindekilere kadar, bir hayli kalabalık ahî silâhşörü geziniyor.

Türk milletinin İslâm dâiresine girişinden sonra, teşkilâtlı biçimde sistematize olan ahîlik, aslında İslâm öncesindeki yaşayışımızda da vardı. Lâkin onun medeniyet literatürüne kayıtlı hâle gelmesi, İslâm sâyesinde oldu.

Meslekî ve mistik bir teşekkül diyebileceğimiz ahîlik, fütüvvet temeline dayanıyor. Arapça bir kelime olan fütüvvetin Farsça karşılığı civânmerdlik, Türkçesi ise alp-erenlik!

Fütüvvet’in esâsını da mürüvvet meydâna getiriyor. Adamlık, erlik mânâsına kullanılan mürüvvet, fütüvvetin hazırlık sınıfı. Bu sınıfı geçenler, fütüvvet ehli olmaya hak kazanıyorlar. Demek ki, fütüvvet terâzisine konan cevher adamlık, insanlık, erlik. Bunları, sâdece şecâat vâdisinde aramamak lâzım. Elbette o da var, ama burada söz konusu edilen, geniş mânâda kâmil insan, yâni, fetâ[1] olmaya soyunmaktır.

Fütüvvet, farklı elbîseler giyerek farklı coğrafyalara dağılmıştır. Hind’de ve İran’da dinî geleneklerle, İslâmiyetden önceki gizli cemiyetlerle ve nihâyet İslâmî hüviyetiyle Halîfe Nâsır (1180-1225)’ın sâyesinde bir resmî saray teşkilâtı hâlinde vâr olmuştur. Bütün bunlara imkân bulamayınca da, sâha ve sınırlarını daraltarak,  bir esnâf kuruluşu intibâını veren ahîlik hil’atine bürünmüş, beline kuşak dolamıştır.

Dinot

[1] fetâ: genç, yiğit, mert kimse, delikanlı / cömert, kerem sâhibi, fütüvvetli kimse / Fütüvvet teşkîlâtına girmiş kimse / fütüvvet hâli üzre olan kimse

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: