11 Ağustos 2022

Turgut GÜLER

"Kültür" ün târifinde mutâbakat sağlayamamış bir cemiyetin, onunla ilgili değişmelere sağlıklı bakabilmesi mümkün mü?  Sâdece bu duruş bile, başlı başına bir değişimin fotoğrafını gösteriyor. Bahsedilen isâbetsiz bakış vâdisinde, öyle sadra şifâ reçete arayışları falan yok. Günlük nafaka teminindeki kurulmuş saat yeknesaklığı, aslâ “kültür” gibi ciddî semtlere uğramıyor.

Çok köklü ve muhteşem bir millî kültür yekûnu bulunan Türk milleti, uzun târîhi boyunca en şuûrlu değişimlere de imzâ atmıştır. Bizim devlet geleneğimizde pek revaçta olan siyâsetnâme yazıcılığı, onu okuyan devletlûların teşvîki ile âdetâ Kutup Yıldızı’nın mevkii derecesinde yön tâyin edici bir mesâî kabûl edilmiştir. Nice değerli siyâsetnâme arasında Kutadgu Bilig’in çok farklı durduğunu, kültürümüze âşinâ herkes biliyor. Yûsuf Has Hâcib’in, İslâmî Türk edebiyâtının ilk eserleri cümlesinde kaleme aldığı bu müstesnâ kitap, aynı zamânda muazzam çaptaki bir kültür değişiminin canlı şâhidi ve zabıt varakasıdır.

Milâdî dokuzuncu asrın sonlarıyla onuncu asrın başlarında kalabalık kitleler hâlinde Müslüman olmaya başlayan Türk milleti, yaklaşık yüz senede bu değişikliği hazmedecek olgunluğu yakalamış, yeni dininin acemî saymayacağı ustalıkta eserler vermeye başlamıştır. Kutadgu Bilig, bunlardandır. Türklerin İslâm’ı kabûl edişleri, dinî olmanın ötelerinde topyekûn bir hayat tarzı değişikliğidir. Gök Tanrı inancı ile İslâm dini arasında pek çok bakımdan benzerlikler bulunmasına rağmen, müessese ve müştemilât farklılığı, değişmeyi zarûrî kılmıştır. İslâmî dâireye dâhil oluş hikâyemizin ilk kilometre taşlarını döşeyen Yûsuf Has Hâcib, değişmenin ölçülerini de ince tülbentlerden geçirerek vermiştir.

Devlet prizmasının en yukarıdaki temsîlcilerinden bir idârî kadroyu, Kutadgu Bilig’de konuşturan büyük Türk edîbi, milletin önüne konacak farklılık teklîflerinin şu dört temel özelliği taşıması gerektiğini; altını çizerek, üstüne basarak ifâde ediyor: Könilik (adâlet), Tüzlük (eşitlik), Uzluk (faydalılık), Kişilik (İnsan haklarına uygunluk).

Bu temel esaslara riâyet eden her çeşit değişim,  tereddütsüz zenginlik sebebidir. Bugünkü hukûk terminolojisinde bile sık olarak karıştırılan ve nice akademik titr taşıyan yazılı, sözlü metinde birbirinin yerine kullanılan adâlet ve eşitlik tâbirlerini, bin yıl önce nüans çadırına yatıran Has Hâcib’imizi, bir def’a daha hezâr-fenlik ve hikmet tahtına oturtmaz mısınız?

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: