Güncel Yazılar

Kenan EROĞLU

Milli şuur sahibi olmayan insanlar, milli meselelerde milli bir düşünce ve davranış şekli ortaya koyamazlar.

Dini şuur sahibi olmayan Müslümanların davranışları da İslami olmaktan uzak kalıyor.

Müslümanım, dinime saygılıyım ve dinimi yaşamaya çalışıyorum diyen insanlar elbette Müslümandırlar ve ellerinden geldiği kadar da dinlerini yaşıyorlar. Fakat insanların dinini yaşamaya çalışıyor olması çoğu günlük yaşantılarına pek yansımıyor. İnsanlar inanıyorlar ve inançlarının gereği olarak ibadetlerini yerine getiriyorlar ama günlük hayatlarında maalesef uygulayamıyorlar. Gündelik işlerde, ticari işlemlerde ve başkaca muamelelerde dinin yeri başlangıçtaki inanç kadar etkili olmuyor.

Bir insan eğer dini-milli şuur almamışsa gündelik konularda siyasetin rüzgârına kapılarak hareket ediyor,   fikirleri de ona göre oluşuyor.  Din adamlarımızın ve dini yaşamaya çalışanlarımızın tenkid edilmesi bu yüzdendir.

Adam,  İslami şuur almamışsa dini vecibelerini yerine getiriyor olsa bile,  yaşantı ve düşünce itibariyle İslami hayata-düşünceye bazen çok uzak oluyor.

Yetersiz din adamlarının sadece yasaklara dayanan,  günah ve korku üzerine kurulan açıklama tarzı ile dini şuur alınamıyor.

Tüm suçu ve eksiği din adamlarına atarak rahatlama sağlayabiliriz ama bunun bu şekilde ifade edilmesi de problemlerin azalmasına maalesef yardımcı olamıyor. Cumhuriyetten sonra toplum hayatından tamamen çıkartılan din, yetişmeyen din adamları ve oluşmayan dini ortamda elbette ancak bu kadar olabilirdi, çok eksikler vardı. Dini hayatımızdaki bu eksikleri sadece din adamlarının yetersizliğine yüklemek de elbette insafsızlık olur. 70-80 senede çizilen ve oluşan “kara cüppeli”, “çember sakallı” ve “bet suratlı” din adamı imajının değişmesi de kolay olmuyordu.  O günün yöneticilerinin yönelişi bu şekilde idi, hiçbir dini eğitimin verilmediği ve hiçbir ciddi kontrolün olmadığı ortamda yetişen din adamlarımızın güvenilirliği ve inanılırlığı ancak bu kadar olabiliyordu.

Türkiye’de dini hayatın kendini toparlaması ve taşların yerine oturması daha çok zaman alacaktı.

Dini şuurun alınabilmesi,  dinin emirlerinin yanı sıra, başta “akaidi” bilgileri olmak üzere, Peygamberimizin hayatı, sahabenin hayatı, halkın daha kolay anlayabileceği dini menkıbeler (Hz. Ali cenkleri, Battal Gazi cenkleri gibi ), tarihi başarılar, İslam tarihi ve bunun yanı sıra Türk ve özellikle Osmanlı tarihi okutulup öğretilmelidir. Ulaşılan medeniyetin eserleri ortaya konulmalı ve bunlar üzerinde durulmalıdır.

İslamiyet bir sevaplar günahlar zinciri olmaktan ziyade bir iman-inanç meselesi olarak ele alınmalı.

Din büyüklerinin,  özellikle inanç ve imana taalluk eden örnek hayatları ve kahramanlıkları ön plana çıkartılmalıdır.

Dini şuur alamamış sıradan insanların yaşantılar,  tavır ve hareketleri ile İslamiyet elbette temsil de edilemez, mahkûm da edilemez, ama toplum da İslamiyet denilince bu sıradan insanların yanlış davranışlarına göre değerlendirme yapıyor. Bu konu üzerinde durulmalı ve dikkat edilmelidir.

***********************************

Sözün Özü:

Din, insanları; ebediyen dünya ve ahret saâdetine ulaştıracak bir “İlâhî inşâ projesi” olup, “Güzel ahlâkı tamamlamayı”, sevgileri çoğaltmayı, kin ve garazdan nefret etmeyi öğreten semâvî hükümlerdir. “Din, aşktır/muhabbettir…” “Din; nasihattır/samîmiyettir.” “Din, güzel ahlâktır/fazîlettir.” “Din; kolaylaştırmaktır, zorlaştırmamaktır; müjdelemektir, nefret ettirmemektir.

 

 

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19749021