17 Ağustos 2022

Metin AKGÜN

Bir süredir kişisel blogumda yazamıyorum. Bunda yoğun akademik çalışma takviminin büyük rolü var. Belki de kısmen yaşadığımız coğrafyada aklın ve dolayısıyla sözün değerini yitirmeye başlamasıyla oluşan motivasyon eksikliğinin de. Aslında edebi eserleri yakından inceleyince, benzer sorunların yüzyıllar boyu yaşandığını görmek mümkün. Örneğin Kafka, ölümsüz eserinde (Dönüşüm, Franz Kafka) kendisini ve kendisine yakın çevresinin bakışını böcek metaforu üzerinden aktarırken, Apuleius -kendini ifade edebilmek için- eşeğe dönüşmeyi bile göze almıştır (Altın Eşek, Lucius Apuleius). Belki de sırf bu yüzden çok da karamsar olmamak lazım. Yaşam, ilk başladığı dünden bu yana benzer şekilde deviniyor. Benzer roller, benzer öyküler. Sadece oyuncular, sahne ve zaman farklı. O yüzden, hakikat arayışında olanlar için, herkesi eşitleyen ölüm anına kadar mücadele etmek, çabalamak kalıyor geriye.

Gelelim felsefeye. Felsefe, ülkemizde ne yazık ki yeterince anlaşılamamış, anlaşılamadığı için de yaşamımızda yeterince yer bulamamış bir olgu. İki kutba doğru evrilen coğrafyamızda felsefe, ne bir tarafın düşündüğü gibi ‘inançsızlığa sürükleyen bir tabu’, ne de diğer tarafın öne sürdüğü gibi ‘sadece inançsızlık anahtarıyla açılabilen bir kapı’dır.

Gece karanlığında, uçsuz bucaksız bir denizde, yön bulabilmek için insanın gökyüzündeki yıldızlara ne kadar ihtiyacı varsa, yaşamın anlamına dair bir kaygısı olan herkesin, bugüne kadar felsefe adına ortaya konulan eserlere ve argümanlara o kadar ihtiyacı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ta ki herkes kendi güneşini bulana kadar.

Felsefe yolculuğu, tıpkı Platon’un mağarasında olduğu gibi,  karanlıkta başlar. Amaç aydınlığa ulaşmaktır. Önce karanlığın farkına varılmalı, bir acı çekilmeli, bir merak oluşmalı, hayret edilmeli ya da çok ciddi bir hayal kırıklığı yaşanmalı ki, insan içinde bulunduğu karanlığın farkına varabilsin. Kendine dönebilsin ve hakikat yolculuğundaki ilk adımlarını atabilsin. Felsefe, bir bakıma, karanlıklardan, acılardan ve hayal kırıklıklarından uzaklaştıran bir tesellidir. Ölümlü olduğunun farkında olan tek canlı olarak, ölüme rağmen hayatını anlamlandırabilen ya da ölüm için hayatını anlamlı kılmaya çalışan insanın tesellisi…

Felsefe, Aritoteles’in dediği gibi “hayret” ile başlayan ve sürekli yolda olmayı gerektiren bir yolculuktur. Ya da Sokrates gibi yaşamı ve toplumsal kabulleri, diyalog yoluyla sorgulama çabasıdır. At sineği gibi çevresindekileri sürekli rahatsız edecek bir uğraşı. Sonuçta, bilmediğini dahi bilmeyen çok bilmişlerin hışmına uğramak olsa da, ölüm cezasına çarptırılmak olsa da, tüm zorlukların karşısında sergilenecek onurlu bir duruş.

Descartes’e göre, elindeki sepette bulunan elmaların hangilerinin çürük hangilerinin sağlam olduğundan kuşkuya düştüğünde, çürükleri seçip sepetten atmak yerine, önce sepetteki tüm elmaları boşaltıp, sonra sadece sağlam olduğundan emin olduklarını sepete yeniden doldurmaktır. Sepette kalacak tek bir çürük elmanın bile geriye kalanları çürütmesine izin vermemektir.

Felsefe, imgesel olandan kavramsala yöneliş, nihayetinde kavramlarla düşünebilme yetisini kazanabilmektir. Kuşkulanmaktır. Akletmektir, sormaktır, sorgulamaktır.

Kant’a göre, insan aklının -hakikate ulaşmada- sınırlarını (imkan ve koşullarını) bilmek, Hedieger’e göre, varlığın anlamına dair soru sormak, Hegel’e göre tarihsel olarak gerçek olanın rasyonelliğini, rasyonel olanın gerçekliğini sorgulamaktır. Nietzche’ye göre kişinin kendi olma mücadelesi, Marx’a göre ise filozofların farklı şekilde yorumladıkları dünyayı farklı bir yere dönüştürmektir.

Yıldız Silier bir yazısında, felsefenin günümüzdeki en önemli görevinin “çağımızın toplumsal hastalığı olan nihilizme ve iktidar olma tutkusuna karşı panzehir üretmek” olduğunu belirtiyor. Ayrıca, “Her şeyi bildiğini sananların cahillikten kaynaklanan kibirlerini yok etmek için” ya da “kendini zorunluluklar ağına kıstırılmış hissedenlerin hayal güçlerini geliştirecek” bir ilaç.

Felsefe, gökyüzünde, karanlık gecelerde, yol gösterici bir başka yıldız olarak yerini alabilmektir.

Yazar Hakkında:

Metin AKGÜN

Metin AKGÜN

Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesidir (Prof.Dr.). Meslek ve çevre nedenli hastalıklar akademik ilgi alanıdır. Türk Toraks Derneği 2016 Kongre Başkanıdır.