Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

Türk târîhini, pek çok ölçüye göre tasnîf etmek mümkündür. İstanbul da, bu tasnîfe esas olan mühim bir kriterdir. Türk milletinin hayat hikâyesi, 1453 yılına kadar, İstanbul’u fethetmek için girişilen meşakkatli yolculuğu; 1453’den içinde bulunduğumuz zamâna kadar da, İstanbul’u gayrıya vermemek uğruna katlandığı fedâkârlığı anlatır. Bir şehrin, bir milletin kaderinde böylesine ağırlıklı yer tutması, ilk bakışta mübâlâğalı gibi gelse de, bunun bir hakîkatin ifâdesi olduğu, nazar derinliği ile anlaşılacaktır.

İstanbul’u, şehir ve belde kategorisinde tutar, değerlendirirseniz, varacağınız netîce çok satıhta kalır, aldatıcı olur. Hâlbuki İstanbul, bir şehir olmanın çok ötesinde hasletler taşımaktadır. Fâtih Sultan Mehmed’in müşfik eline geçtiğinde de, İstanbul, şehir değil, devletti.

İstanbul, hiç ummadığınız bir sokak arasında, hattâ ufkun kapandığını sandığınız bir kör noktada, birdenbire derinleşiveren sihirli lâbirent gibidir. Ondaki bu efsûn gücünü keşfetmek için, serâzâd biçimde dolaşmak, dolaşmak lâzım.

Yahyâ Kemâl ile Ahmed Hamdi Tanpınar’ın İstanbul’u tanıma turları, günün her saatine, yılın her mevsimine ayrı perspektifler kazandırmıştır. İstanbul’u sevmek, Türk milletini sevmekle aynı mânâya geliyor. Zîrâ Türk’ün yaptıklarının en zengin hülâsâsı, bu şehrin rûhuna sindirilmiş. Napolyon’u, bir Fransız edâsıyla benimsememiz, elbette mümkün olamaz. Ama İstanbul’un değer bilirleri listesinde Napolyon, üst sıralarda bulunuyor.

Bâzı mefhûmları ifâde ederken seçilen kelime veya kelime grupları, seçenin niyet ve karakterini de açıklayıcı izler taşıyor. Meselâ, “tüberküloz” dediğimiz zamân, tıp literatüründen bir hastalığın adını telâffuz etmiş olursunuz. Aynı sârî marazdan “verem” diye söz açarsanız, köşe-bucak kaçılacak, nice elîm hâtırâlar bırakmış sosyal bir felâketi tedâi ettirirsiniz. Yok, bu iki ismi de kenâra koyup “ince hastalık” kelimelerine selâm gönderirseniz, Türk mâşerî nezâketinin, belâyı bediî hâle koyan medeniyet ışıltısını görürsünüz.

Arka arkaya, genç yaşta hükümdâr ölümlerine sebep olan bu “ince hastalık”, İkinci Mahmûd’un cülûs yıllarından başlayarak imparatorluk coğrafyamıza dalga dalga yayıldı. Tanzîmât’ın taşıdığı hareket enerjileri arasında, hikâye ve roman türündeki edebî eserler, “ince hastalık” temasını çok sık tekrârladılar. Servet-i Fünûn nesrinin hâkim rengi, hep bu “teverrüm” tonunda ortaya çıktı. Tıbbın, ilim ve teknoloji desteğindeki, akla durgunluk verecek ilerleyişi, tüberkülozu yendi, onu tıbbî atık bidonuna koydu. Bir zamânlar deprem, kasırga gibi âfetler kategorisinde yer alan verem, artık müzelik hastalıklar arasına katıldı. Lâkin aslen olmasa bile, mecâzen verem, tüberküloz ve ince hastalık tâbirleri yakamızı bırakmıyor.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

17372978