27 Temmuz 2021

Sevil DAĞCI

Her şehrin, insanları etkileyen farklı enerjilerinin olduğuna inanırım. Şehrin havası, suyu, ahâlisi, etkiler bizi. “Tebdîli mekânda ferahlık vardır” derler. Gerçekten de sıkıntılı olduğunuz bir dönemde başka bir şehre, beldeye ya da köye giderseniz, sıkıntınızın hafiflediğini hissedersiniz.

Bazı şehirlere mecburen gitmek zorunda kalırsınız. Bazılarına da gitmek için şartları zorlarsınız. Kimi başlı başına tarihtir. Duvağının arkasına gizlenmiş ürkek yabancı bir gelin gibi, duvağı açıp onu görmenizi bekler. Kiminin toprağı candır, ciğerdir, basınca kan fışkıracak gibi, paçanızı bir el saracak gibi olur, üzerinde dolaşırken. “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı” sözlerinin manasını burada bulursunuz. Kimi şehir ormandır. Çam ağacının dibine dökülmüş kozalaklar gibi tek tük etrafa gelişi güzel saçılmış evleri vardır.

Kimi şehirler vardır, zorla barbarlıkla alınmıştır. Bir annenin rahmet dolu rahminden sökülen, günü dolmamış bebek gibi zayıf, çaresiz ve kimsesiz bırakılan. Bu öksüz şehre meraktan gidersiniz, acaba korunabilmiş mi diye. Kimi şehre alış -veriş, kimine sefa, kimine şifa için. Kimine ilim, kimine âlim, kimine türbe ve tekke için gidilir. İnsanlar gibi şehirlerin de farklı mizaçları ve farklı güzellikleri vardır. Benim gözümde bir çınardır Kütahya, sağlam köklerle toprağa tutunmuş, vakur bir Mevlevi edasıyla dallarını semaya uzatmış. Gölgesinde sayısız medeniyetler mesken tutmuş, tarihin gidişatına yön veren devletlere beşik olmuş. Çınarın ihtişamını, görkemli duruşunu, başını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakmayanların göremeyeceği gibi, şehre sığ bakanlar, tarihi zenginliğini, doğal güzelliğini, mânevi atmosferini, ilim geleneğini idrak edemez. Ancak çocuk saflığı, heyecanı ve merakıyla, yaşlı çınarın dallarında gezintiye çıkanlar, şehrin gerçek yüzünü görebilir.

Ağacın dalındaki, bülbülyuvasından farksızdır Dönenler… Bülbüllerin terennüm ettiği aşk nağmelerinin sesi, Dönenler Mevlevihanesinin duvarlarında hâlâ yankılanıyordur. Bülbüllerin feryadını, kulak verenler değil, gönül verenler duyar ancak... Germiyan Sokağı’ndaki tarihi konakların arasında, heybetle dolaşan Kütahya efelerinin atlarının ayak sesleri sizi ürkütebilir. Arnavut kaldırımlı taş sokaklara sarkmış ahşap işlemeli cumbalarda, hanımefendilerin yaptığı muhabbete kulak misafiri oluverirsiniz. Çınar ağacının en yüksek dalına konmuş serçe misali, Hisar'dan, Hıdırlık Tepesi'nden şehri temaşa edebilirsiniz. Gürül gürül kaynak sularının aktığı tarihi çeşmelerin başında, türkülerimize konu olmuş aşk hikâyelerinin acıklı öykülerini hatırlarsınız.[1] Kütahya’m büyük bir mozaiğin en nadide parçalarından biridir. Her şehrin kattığı çeşnidir, yurdumu eşsiz kılan… Renk renk, desen desen dokunmuş kilimler gibi farklılığın ahengiyle örülmüştür cennet vatanım.  Ve bir yumruk, bir yürek olduğu sürece güzellikleriyle var olmaya devam edecektir. En büyük mirasımız, bize emanet edilen en değerli varlığımız vatan topraklarımızdır.

Irkın seni  iklimine benzer yaratırken,

Kaç fethe koşan ufuklarda yarışmış

Tarihi aksettire bilsin diye çehren

Kaç  Fatih’in altın kanı mermerlere karışmış.

(Yahya Kemal)

Tarihimizi aksettiren güzelliklerimize elbirliğiyle sahip çıkmanın gayreti, bağrından Fatihler çıkan bu memleketin yeni Fatihlere, yeni fetihlere gebe olması umuduyla kalın efendim…

[1] http://www.dunyabizim.com/sevil-dac49fcc4b1/21646/yeni-misafirleri-icin-mutevazi-bir-kutahya-rehberi

                                                                                                                                                                                                                                                      

           

           

Bu kategorideki Makalelerden