Güncel Yazılar

Ahmet URFALI

Bilgeler, insanın bilinmezliğini çözmeye çalışırken kullandıkları en önemli metafor, şehirdir. İnsanın benliği, anlayışı, varlığı, nefsi gibi temel özellikleri şehri örnek alarak anlatılır. Şehir, insan sembolüdür. Mutasavvıflar, şehir metaforundan hareketle anlatmak istedikleri insan gerçeğinin sırlarını aşağıdaki dizelerde çözmeye çalışırlar.

Hacı Bayram Veli; ‘’Nâgehan ol şara vardum.

                                  Ol şarı yapılur gördüm.

                                  Ben dahi bile yapıldum.

                                  Taş u toprak aresinde ‘’

Yunus Emre ; ‘’Kasdım budur şehre varam,

                          Feryad ü figan koparam.

      

Niyazi Mısri ; ‘’Var ol hakikat şehrine,

                         Er anda hakikat sırrına.‘’  deyişleriyle bizlere şehir ve insan benzerliğini anlamaya çağırırlar.

  

Bilgeler, günümüzdeki çarpık yapılaşmayı görselerdi, çağımız insanın da karmaşık ruh halini daha başka söyleyişlerle ifade ederler miydi?

Ahmet Hamdi Tanpınar; ”eski ustalarımızın asıl başarısı, tabiatla bu işbirliğini sağlamalarındadır.’’ derken geleneksel şehir mimarisinden  ‘’yeni  ustalarımızın’’  uzaklaştıklarını görür.

Onun ;  “Bursa’da bir eski câmi avlusu

Küçük şadırvanda şakırdayan su

Orhan zamanından kalma bir duvar

Onunla bir yaşta ihtiyar çınar”   dörtlüğündeki  “eski câmi avlusu, küçük şadırvan, duvar” gibi nesneler mimarî sanatının nesneleri olup, zamana karşı direnç göstermişlerdir. Dolayısıyla mimari eserlerdeki kalıcılığı ifade etmektedirler. Aynı dörtlükteki “su” ve  ‘’çınar’’ gibi varlıklar da tabiatı temsil etmektedirler. Mimarlık ürünleri ile tabiat ögelerinin birlikteliğinden doğan tabloyu yeni bir estetik çerçeve içerisinde dillendirmek ise bir şiire vücut vermektedir. Mimarlık sanatının şekillendirdiği şehrin güzellikleri, acıları, sevinçleri şairlerin duygularına yansır. Bu duygular şiirlerde o şehrin somut özelliklerinden soyut bir kimliğe dönüşmesinin de göstergesi olurlar. Böylece şehir ve insan birbiriyle bütünleşir.

“Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinde Yahya Kemal, “bir zamanlar bir hendese yığını” sandığı Süleymaniye Camisi’nin bir ruhunun olduğunu ancak bir bayram sabahında cemaate karışınca anlayabildiğini söylemektedir. Her sanat eseri gibi Süleymaniye’nin bir şifresi vardır ve şair onu çözdüğü zaman artık mimarlık ürünü canlı bir şahsiyete dönüşür. Ve artık Süleymaniye Camisi kadar görkemli bir anıt niteliğinde olan “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiri de İstanbul’un simgelerinden biri haline gelir. Şairler şehirlerin ruhunu dile getirmeye devam ederler.

Oysa günümüzde hızlı kültür değişmeleri, yerleşik hayat tarzını ve ev kültürünü bozmaya başladığından beri sosyal uyumsuzluklar ortaya çıktı. Şehir ve insan bu yeni sosyolojik hadiseye hazırlıksız yakalandı.

Ev kültürü yozlaştı.  Halbuki, insan huzuru ve rahatı ancak evinde bulur. Verilen nimetler evde paylaşılır. Türk kültüründe ev; yuvadır, ocaktır, yer yüzünün mutluluk ve huzur bahçesidir. İşte bu yüzden en olumsuz felaketlerde bile ayakta kalmanın teminatı ev, aile olmuştur.   

Şehir ve insan… beton yığınlarından oluşan yeni bloklar, sonuna park eklenen siteler, duvarlarla çevrilmiş, kapısında güvenlikçi bekleyen geniş bahçeli evler…  Kültürel değişimin yeni örnekleriyle karşılaşınca Yunus Emre’nin dizelerini tekrar  hatırlamakta yarar var;

‘’Kasdım budur şehre varam, Feryad-ü figan koparam.

     

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37264145