7 Ekim 2022

Turgut GÜLER

Aynı vatan havasını teneffüs eden insanlar, sâhip oldukları nîmetin pek farkında görünmüyorlar. Ya dış mihrâkların tezgâhladıkları oyunda rol kapıyorlar yâhut nâdân ehline şuûrsuzca iltihâk ediyorlar. Vereme rahmet okutacak bulaşıcı hastalıkları, el birliği ile icâda çalışıyorlar.

Hakîkaten, bâzı toplulukları huzûr ve saâdet rahatsız ediyor. Sanki, Dünyâ dağdağası dâimî kaos istermiş de, Türkiye’deki zalâm-keşler, bu dâvete icâbet ederlermiş. İnsanın aklına başka bir şey gelmiyor.

Ne kadar tekrâr edilse, işin kâra yöneldiğini göremiyoruz, ama memleketin ocağına dikilmeye çalışılılan incir ağacının kökleri, cehâlet batağından gıdâlanıyor. Birileri, can damarımızı pek dâhiyâne keşfetmiş. Türk’ü, bal mumu kıvâmında evirip çevirmenin tek yolu, mânevî fukarâlığa mahkûm etmek. Onlar da, bu işi kendi şiârlarına uygun biçimde kotarmışlar.

Kaanûnî’nin saltanat yıllarında, esir olarak Türkiye’de bulunan bir İspanyol, Türklere ve bilhassa İstanbul’a dâir düşüncelerini yazıya geçirmiş. Asırlar sonra gün yüzüne çıkan Pedro’nun Türkiye hâtırâları, meşhûr hâriciyecilerimizden Fuad Carım’ın tercümesiyle dilimize kazandırılmış. Bu, hacmi küçük, fakat mesajı büyük eserde Pedro, Müslüman ve Türk kelimelerini, birbirinin yerini tutacak şekilde, neredeyse her satıra koymuş. Yâni, Muhteşem Süleymân’ın Dünyâ’yı dize getirdiği o mes’ûd çağın idrâkinde Türk, Müslüman; Müslüman da Türk demek. O kadar ki, bizim “ihtidâ etmek” diye bildiğimiz İslâm’a gönüllü geçiş fiiline bile Pedro, “Türk olmak” diyor.

Zamâne dilinde Türk’ü İslâm’dan kovma tekerlemelerinin hiç eksik olmayışı, aslında bizi iğdiş etmeye çalışanların, hedefi on ikiden vurduklarını anlatıyor. Pedro’nun torunları, reçeteyi deşifre etmişler. Kendimizden menkûl hamâkate ve bizi bayramdan uzaklaştıran gayrete bir daha yanmaz mısınız?

“Bayram” olarak idrâk edilen günler üzerinde sosyal mutâbakat sağlamak, milletlerin rûh sağlığı bakımından çok önemli. Ekseriyetin inancı istikaametindeki dinî bayramlarda, bu mutâbakat büyük ölçüde sağlanıyor. Yine, milletin ortak ürperişlerine tercüman olan millî bayramlarda da, toplu kabûller ağır basıyor. Fakat marjinâl grupların dayatmaları sonucu ilân edilen bayram müsveddeleri, aslâ bayramdan sayılmadıkları gibi, millî tesânüdü parçalama tarzında bir sevimsiz vazîfeyi de ifâ ediyorlar.

Son asra sığan o kadar çok nev-zuhûr bayram var ki, hepsi de sahte bayramlar mezârlığına gömüldü. Bunlardan, adını hatırlamakta sıkıntıya düştüğümüz nicesinin, ansiklopedi ve târîh kitaplarında bile izleri zor bulunuyor. Kurban ile Ramazan bayramlarının, haftalar öncesinde gönüllere taşıdığı ferahlık, hakikî bayramın şiârı hakkında da lâzım gelen ipuçlarını veriyor.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: