26 Kasım 2022

Turgut GÜLER

Belli mihrakların pompaladığı; İslâm’ın rûhuna, Türk’ün karakterine aslâ uymayan tedâriklerle, son zamânlarda bayrâmı turizme kurban verir olduk. Bayrâm kutlamanın, cemiyet kitabını dik ve ayakta tutan gıdâ usâresini - hangi akla hizmet ediyorsak? - çöp torbasına koyduk. Ondan sonra da, dönüp serî cinâyet ve âsâyiş bültenlerinde anketörlük yapıyoruz.

Çocukları tarafından öldürülen annelerin listesi, her gün biraz daha büyüyor. Kan donduran bu manzara, pek çok sâikle berâber biraz da bayrâmsızlığın eseridir. Hacı Bayrâm-ı Velî’nin:

“Bayrâm’ım imdi, bayrâmım imdi

Bayrâm ederler yâr ile şimdi

Hamd ü senâlar, hamd ü senâlar

Yâr ile bayrâm kıldı bu gönlüm.”

Diye seslendiği insanlara ne oldu da, kesici âletlerle anne biçer hâle geldik?

Bayrâmı hak etmek lâzım. Yoksa âile fertleri birbirlerini boğazlama pususuna yatarlar. “Dünyâ’nın şirâzesi çıktı.” tarzında umûmî hükümler savurursak, mes’eleyi kangren sınırına götürürüz. Bizim, dillere destân olmuş âile yapımız, maalesef sokağa ve ekrana yenildi. Sonunda, cümle bayrâmlık düşüncelerimizi hurdaya çıkardık. Turizmin, ekonomide patlayacağı sanılan bombaları, annelerimizin şâh damarında infilâk etti.

Son yıllarda an’ane, örf, âdet gibi mefhûmlar hayli hırpalandı. “Bayrâm” tâbirini de “festivâl”le aynı mânâda kullanır olduk. Hâlbuki festivâl bir başka dinin ve o dinden beslenen bir başka kültürün unsurudur. Bayrâmdan festivâle geçerken fedâ ettiklerimizin yekûnu, dudak uçuklatacak miktârdadır. Üstelik bu yekûna giren değerlerimizin hepsi, anneleri evlâd elindeki hançerden koruyacak evsaftadır.

“Bayrâm” deyip geçmeyin. İki bayrâm arasına Dünyâ zevki sığdırmayı, bayrâmlara saygısızlık addeden bir duru kaynağımız var. Bugünkü lehim tutmaz vaziyete, bayrâmların hakkını veremediğimiz için düştük. Bunu anlayabildiğimiz gün, epeyidir şuûrsuzca tepindiğimiz festivâl ve faşing kortejlerinden ayrılacağız ve silkinip kendimize geleceğiz.

Maddenin hâkimiyetine giren mânâ gemimizi, aklın ve hikmetin limanına çekmek için, hâlâ vaktimiz var. Ama kalan zamânın tamâmını eğitime ayırsak, yine de yetecek gibi görünmüyor.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: