Güncel Yazılar

Kutlu Kaan DALKILIÇ

Kemalizm, esasen “milliyetçilik ve medeniyetçilik” umdesini içerisinde barındıran ve bunları amaç edinmiş bir pragmatist ideolojidir. Bu pragmatizm onu olayları “nasıl” yorumlayacağına dair sürekli bir devinim içerisinde tutar. Ayrıca halkçı, gelenekçi ve kültürel milliyetçilik hamleleri Kemalizm’i muhafazakârlaştırır dersek yanılmış olmayız. Kemalizm’in toplumcu karakteri ve sosyal dayanışmayı sınıfsız biçimde öngören anlayışı yine onu merkez sağa açan hamlelerin başında gelmektedir.

CHP tek parti dönemi uzun soluklu bir modernleşme programı ve “Türk Genel Devrimi” için belirleyici karakter taşır. Bu dönemdeki tecrübeler Türk modernleşmesi için “üst yapı” devrimlerini hedef alan ve siyasi biçimde tepeden icra edilmiş inkılâplarla bilinir. Ancak Kemalist anlayışın “alt yapıdaki sosyal ve ekonomik devrimleri” gerçekleştirememiş olduğu da açık biçimde önümüzde durmaktadır. Bu durum tek sebep olmasa da toplum içerisinde CHP ve devrimlerine karşı seçkinci anlayışı hedef alan bir rahatsızlığı da beraberinde getirmiştir.

Mustafa Kemal, 1930’lu yılların sonunda yaptığı yurt gezilerinde halkın perişan ve biçare vaziyetine bizzat şahitlik etmiştir. Tekrar makamına döndüğünde taşra ve kırsalda yaşanan sorunlara uzun süre içerlediği ve “bir yerlerde yanlış yapıyoruz” diyerek söylendiği yaverlerince aktarılır. Bu arızi durum demokrasiye geçiş sürecinde ve çok partili hayat denemesinde halkın serbest fırkaya yönelmesinde kendini gösterecektir.

İlyas Söğütlü, Türkiye Günlüğü 133. sayısında “Türk Modernleşmesini Yeniden Düşünmek” başlıklı makalesinde bu durumu Bülent Ecevit örneğiyle dile getirir. Ecevit, Kemalizm’in toplumda “sosyal ve ekonomik alt yapı devrimlerini” gerçekleştirememiş olmasını şiddetle eleştirir. Hatta toplumun Kemalizm’le bir problemi olmadığını aksine Kemalizm’in tamamlanamamış olmasından ve müreffeh bir toplum yaratamadığından şikâyetçi olduğunu belirtir. Toplumun hızla alt yapı devrimlerini beklediğini belirten Ecevit, Kemalizm’in halkçılık programını da “ortanın solu” ile alt yapı devrimlerine odaklamayı ve siyasi seçkincilikten gelenekçi sola açılım planladığını da söyleyebiliriz.

Benzeri bir durum merkez sağ siyasetinde de yaşanmıştır. CHP içerisinden kopan muhafazakâr Kemalistler, DP ile bu sosyal ve ekonomik hizmet esaslı halkçılık umdesini hayata geçirmeyi siyasetin temel hedefi saymışlardır. Öncü İttihatçılardan Celal Bayar, bu kopuştaki ana vazifeyi üstlenmiştir.

Tanıl Bora, İletişim yayınlarından çıkan “Kemalizm” derleme eserinde “Sağ Kemalizm” makalesinde Kemalizm’in muhafazakârlaşmasını ve dahi merkez sağa açılma teşebbüslerini değerlendirir. Bora, Peyami Safa ve Mümtaz Turhan’ı bu “millet için milliyetçilik” anlayışının önemli isimleri olarak sayarken, inkılâbın karakterinin de muhafazakâr sağ seçmene açılmasında ilk teorik denemeler olduğunu söyler.

Tanıl Bora’ya göre; Peyami Safa, “Türk İnkılâbına Bakışlar” adlı eserde Kemalizm’in muhafazakâr bir kuramlaştırma denemesini yapar. Mümtaz Turhan yine Batıcılık için “ilim zihniyeti” vurgusu yaparken milli kültürün yenilenerek muhafazasını “gerçek modernleşme” olarak tanımlar. Kemalist vizyona uygun biçimde yazılmış olan “Atatürk İlkeleri ve Kalkınma Risalesi”, Mümtaz Turhan’ın Kemalizm’in ilke ve inkılâplarını sağ muhafazakâr kesime erken biçimde neşretmesi olarak görülebilir. Tanıl Bora bunu şu sözlerle aktarır: “Turhan, Atatürk ilkelerinin milli kültürü ifade eden içtimai normlar haline getirilmesinin peşindedir”.

Celal Bayar ise bu geleneğin aksiyona dökülmüş nadide örneklerinin en esaslısıdır. DP ile CHP’den kopuş kimi çevrelerce “Kemalist anti Kemalist” ayrışmayı gösterse de biz bu kanaatte değiliz. Bize göre Kemalizm’in sağa açılması, seçkincilikten çoğunluk taleplerine dönmesi ve halkçılık umdesinin popülistleşmesi olarak yorumlayabileceğimiz ancak  “milliyetçilik ve medeniyetçilik” karakterini devam ettiren bir durumdur.

Celal Bayar yine Kemalizm’in 1950’lerden itibaren merkez sağ politik düzleme uyarlanmasında kurucu önem taşır. DP ve şahsına Atatürk’ten miras kalan “eseri tamamlamak” vazifesi yüklemiş olduğu açıktır. Yine bu durum bize tamamlanmış olan eserin hizmet kültürü ve ekonomik sosyal alt yapı devrimleri olduğunu gösteriyor. Eseri tamamlamak konusunda Bayar, “… bir ileri insan cemiyeti olmaya, ileri medeniyete doğru gidiş” olarak tanımlar.

Celal Bayar, İslamcı ve taşralı muhafazakâr milliyetçilik hareketlerine hep mesafeli yaklaşmıştır. Tipik Kemalist medeniyet programına dayanan Bayar, Ziya Gökalp’in ideolojisinde serdettiği muhafazakâr modernizmin tatbikine hayli önem vermiştir. Bayar, “Atatürk Gibi Düşünmek – Atatürk’ün Metodolojisi” eserinde, “… kendi milletinin hasletlerine dayanarak Batı’yı aşmak” tan söz eder. Bu durum Gökalp’in “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” ideolojisinin Bayar üzerindeki tesirini açık biçimde gösterir.

Dine bakış ve milliyetçilik tanımlamaları; muhafazakâr milliyetçilikle muhafazakâr cumhuriyetçilerin yani bir başka ifadeyle; sağ Kemalizm’le Ülkücü Hareket’in uzlaşamadıkları noktaların başında gelir. Dinin kamuda görünür olmasını arzulayan ve popüler biçimde “İslâmi millet” ve “ümmet içerisinde millet” programını siyasette tatbik eden Ülkücü Hareket, Sağ Kemalizm’in kamuda sınırlı ve kontrol altında tutulan dini anlayışına hep karşı olmuştur. Üstelik sivil biçimde “cemaat ve tarikatların” dini ve siyasi alanda faaliyet göstermesinden rahatsızlık duymayan muhafazakâr milliyetçilik, muhafazakâr cumhuriyetçiliğin toplumda dahi kontrol etmek istediği hurâfi ve yer altı dini şebekelerine karşı mücadeleci tavrıyla da  yer yer çatışma halinde olmuştur.

Ülkücü Hareket, Alparslan Türkeş’in siyasi “dokuz ışık” programıyla doktrin edinmiş ve bu doktrinde CHP’nin altı oku revize edilerek güncellenmiştir dersek yanılmayız. Muhafazakâr milliyetçiliğin Gökalp’in erken dönem eseri olan “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” ideolojisini siyasi program haline getirdiği ve özellikle “İslamlaşmak” programını örseleyen veya erteleyen Kemalist programdan bu noktada ayrıldığı ileri sürülebilir.

Bu anlamda muhafazakâr sağ Kemalizm, Gökalp’in geç dönem ideolojisiyle yani “Türkçülüğün Esasları” ile özdeşleşmiştir. Ayrıca “Küçük Mecmua” eserinde “kızıl ve kara” tehlikeden bahseden Gökalp, kara tehlikeyle hurâfetten beslenen “Halk İslâm’ı” anlayışını hedef almıştır. Böylelikle sağ Kemalizm bu programı açık biçimde tatbik etmiş ve halk İslâm’ıyla hep mesafeli olmayı tercih etmiştir.

Bir diğer farklılık muhafazakâr milliyetçilikle muhafazakâr cumhuriyetçi Kemalizm arasında “milliyetçilik” ilkesinin anayasal tanımlamasında kendini gösterir. 1961 Anayasası’nın başlangıç bölümünde yer alan “Türk milliyetçiliği” ilkesi kendini yeni Anayasa’da “Atatürk milliyetçiliği” olarak gösterir. Buradaki farklılık; Türkçü, Turancı ve Pantürkist kuşatıcı ancak romantik bir milliyetçiliği, ulusal ve realist biçimde metodolojisini ve sınırlarını belirli bir sahaya çekme gayreti olarak nitelendirilebilir. Burada yine “devletin korunması” gayesi fetihçi ruha karşı tedbirini almış, sağ muhafazakâr Kemalizm’i muhafazakâr milliyetçilikten ayırmıştır.

Gelecek yazımızda bu konunun farklı ve güncel yönlerini ele almayı uygun görürüz…

Medeniyet Tasavvuru

Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik
Serdar UĞURLU
Eski Türklerin Dini

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

25717823