Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

Eğitim anlayışımızda öyle bir noktaya geldik ki, ortaya konmaya çalışılan ameller toplamında, “eğitim”e dâir sıfatlar bulmak müşkil. Şahsî etiket taşıyan çok daha ciddî ve seviyeli eğitim reçeteleri olmasına rağmen, sahnedekiler, kalite arama işinin sona erdiğini gösteriyor.

Önce, ilkokulun ilk üç yılında uygulamaya alınan “mecbûrî üst sınıfa geçiş”, sonra beş seneye yayıldı. Derken, bu kolay ve dahî zahmetsiz eğitim şekli, kademe kademe üniversite tahsîlinin diploma alma merhalesine kadar yayıldı. Derece ve seviyesi ne olursa olsun, herhangi bir okula, hasbelkader kayıt yaptıran bir insanımız, üniversite diplomasını, hattâ akademik unvânı, kazanılmış hakkı olarak görüyor. Eskilerin tâbiriyle, bu “mükteseb hak” anlayışı, gözlerimize yaş dolduracak fecî katl-i âm haberlerine kaynak teşkîl etmektedir.

Çalışanla çalışmayanın, bilenle bilmeyenin ayırt edilmediği böylesine çapaçul bir tahsîl programı, tâlibe de, matlûba da çukurluk getirir. Dolayısıyla, Türkiye’nin ufku, hem daralmakta, hem de kararmaktadır.

“Mecbûrî eğitim” sözünü, “zahmetsiz kolay eğitim” tarzında anlayıp uygulamaya koyduk. Hâlbuki herkesin asgarî ölçüler içinde bilmesi, öğrenmesi gerekenler birkaç yıla sığdırıldıktan sonra, kaabiliyet ve zekâ seviyelerinin elemeye tâbi tutulacağı çok ciddî, tâvizsiz eğitim merhaleleri konulsaydı, Dünyâ’nın gittiği yere doğru yönelecektik. Şimdi, eşi, benzeri olmayan “tersine” hareketin mûcidi diye değerlendiriliyoruz.

Bütün millet ve memleketler için geçerli olan hayâtî sistemler arasında, başı eğitim çekiyor. Bu, Türkiye için birkaç kat daha önem kazanıyor. Çünkü Alman, Japon, Amerikan gibi teknik hamlelerini belli kıvâma getirmiş milletlerin yanında, Türkiye’nin yemesi îcâb eden fırınlar dolusu ekmek bulunuyor. Montaja dayalı atölye çalışmalarına “sanâyi” diyerek, sâdece kendimizi avutuyoruz. Zâten, bu çeşit bir “vida takma” ameliyesinin sanâyiden sayılmayacağını, okula gitmeyenler de biliyor.

Mes’ele, sanâyi penceresini açıp kapatmakla bitmiyor. İşin, daha derin ve daha öze müteallik kısmı, mânevî hasletlerimize sâhip çıkma noktasında toplanıyor. Elimizdeki mevcut tablodan, herhangi bir kurtuluş reçetesi çıkarmak, Güneş’i batıdan doğdurmaktan daha zor.

Bütün bu yürek yakan vîrânelikler yetmiyormuş gibi, üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı diye, övünüyoruz. Keyfiyeti yerlerde sürünen kemiyet, kime fayda getirmiş ki, bize getirsin?

İç ve dış mihrâklar el ele vermiş, Türkiye’yi alnının ortasından vurmanın hesâbını yapıyorlar. Bilmeyenler, bilenlerden öğrensin: Bu memleketin alnının ortası eğitim sistemidir. Sınıfta kalmayı yasaklayan maârif mantığı, niye okul inşâ eder ve niye bunca personeli kadrosunda tutar? Nüfûs cüzdânıyla berâber, diplomalar da verilsin, iş tamamdır...

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18879786