26 Haziran 2022

Kutlu Kağan DALKILIÇ

Ülkü Tamer 1937 yılında Antep’te dünyaya geldi, geldi ama o ne geliş öyle. Hepimizi şiirleriyle bambaşka âlemlere taşıdı. Antep’te Memik Oğlan’da sızlayan yüreklerimizi; J. K. Rowling’in ütopik romanına yaptığı eşsiz çeviriyle, yine Harry Potter’da sihirler aleminin ütopik dünyasına götürdü.

Liseyi Robert Koleji’nde tamamladı. 1954 yılında ilk şiiri yayımlandı. Artık insanlığın ve Türk edebiyatının pek de meşhur olmamış naif şairi aramızdaydı. İlk şiiri Kaynak dergisinde yayımlandı: “Dünyanın Bir Köşesinden Lucia”. Öğrenimine gazetecilikle devam etti, yıllar boyu sürecek ve dönemin çocuklarına heyecanlı bir dünya kuracak “milliyet çocuk” ekini çıkarttı.

Şiirlerini 1954’ten itibaren Papirus, Yedi Tepe, Sanat Olayı gibi çeşitli dergilerde yayımlayarak adından sıkça söz ettirmeye başladı. O artık şiirde ikinci yeni akımının nadide bir mensubu sayılabilirdi. Türk modern şiirinde önemli bir yer tutan bu akım sade, süssüz ve modern dünyanın kaotik ortamına karşı insan ve insanlığın iç sesini tasvir eden bir sivil yapıyı temsil ediyordu. İkinci yeniciler şiir duyarlılığını en fazla önemseyen şairlerin başında gelir. Ülkü Tamer de şüphesiz bu duyarlılığa fazlasıyla sahip bir şairdi. Şiirde biçimsellikten ziyade imgeye önem veren şair, hep yenilik peşinde olmuş ve bunu aktarırken, … ustalaşan şair kendine yeni acemilikler aramalıdır.” diyecekti. Üstelik sıradan bir ikinci yeni şairi değil; aksine çocuksu mizacı ve tabiata olan bütüncül bakış açısıyla diğerlerinden ayrılıyordu. O, şiirlerinde ölümü dahi çocuksu bir tınıyla anlatmıştır: “Ben var ölmek/ İstemek bir boyalı tebeşir/ Karalamak ölümü/ Ondan sonra gidilir.” Bu dizelerinde ölümü tebeşir metaforuyla çocuksu bir naiflikte anlatır.

Ülkü Tamer, şiirlerinde modern hayatın gerçekliğine karşı kendi gerçekliğinin önemi ile bizleri baş başa bırakır. Toplumcu bir yönü de olan şairin idealizmi ve sürrealizmi birlikte barındıran ve bestesi Zülfü Livaneli tarafından yapılan “Güneş Topla Benim İçin” eseri, sanat dünyamıza damgasını vurmuştur. Bu eserde geçen, “…yazdan kıştan ilkbahardan/ mahpuslarda dört duvardan/ doludizgin sevdalardan/ güneş topla benim için”  sözleri, ezilmiş idealistlerin, çile çeken tüm toplumsal mazlumların duygularına tercüman olur.

Selda Bağcan tarafından da seslendirilmiş idealizm kokan romantik şiiri “ Üşür Ölüm Bile” ile yine karşımıza çıkar. Türkiye toplumsal gerçekliğinde yıllar evvel yaşanmış siyasi çatışmalardaki adanmışlık ruhunu bu şiirin şu dizeleriyle anlatır: “ Bir soğuk yel eser üşür ölüm bile/ Anlatır akan kanı beyaz sesiyle”.  Ayrıca, “Gökkuşağı Gönder Bana” şiirinde geçen “uçakları ne edeyim, gökkuşağı gönder bana/ senin olsun süngülerin gül dikeni yeter bana” diyerek savaş ve çatışmanın modern unsurlarına karşı doğa ve insan sevgisini öne çıkaracaktır. Şiirin devamında geçen şu dizeler, “… silahları ne edeyim benim sevgim mavzer bana/ suya attığım çiçekler bir gün olur döner bana” bizlere şairin idealizm ve toplumculuk karakterinin; nasıl modernitenin emperyal savaşçı unsurlarıyla imgesel mücadele verdiğini de kanıtlayacaktır.

Ülkü Tamer toplumculuk şiirlerinin karakteriyle ilgili şunları söylemiştir, “… toplumcu şiirlerimi kendi şiir ve sadeliğimde eriterek vermek istemişimdir.” Bu sözler bize halka doğrudan değil imgelerle idealizm şuuru kazandırmak istediğini gösterir. Bu durum O’nu Sezai Karakoç gibi pür idealizm şiirleri yazan ve doğrudan mesaj kaygısı güden şairlerden ayırır.

İkinci yeni şairleri ile yakın arkadaşlık ve samimi bir temas içerisindedir, Tomris Uyar’la ilk evliliğini yapar Ülkü Tamer. Bu akımın önemli temsilcilerinden Cemal Süreyya, Edip Cansever ve Turgut Uyar bu kişilerin başında gelir. İkinci yeni akımına katkıları itibariyle Cemal Süreyya Ülkü Tamer için, “… Nuh’un gemisi gibiydi Ülkü Tamer’in ilk şiirleri; kalabalık, şenlikli, her türlü imgenin erkeğini ve dişisini barındıran; terzilerle, dülgerlerle, tilkilerle, kirpilerle, sansarlarla ve her şeyle dolu. En soyut anlatımını bile çok yalın bir dille yapan bir şairdir. Kısa şiirlerinin çoğu karnaval bileti gibidir, sevinçle doludur; uzunları ise hemen her zaman trajik öğelerle çalışır.” sözlerini söyleyecektir.

Ülkü Tamer; Cumhuriyet, Sabah, Radikal gazetelerinde köşe yazıları yazmıştır uzun süre. Bir köşe yazısında “ıssız bir adaya düşseydim yanıma ne alırdım” diye kendine soracak; yanıt olarak önce kendi şiir kitaplarımı alırdım diyecektir. Türk şiirinde Pir Sultan, Karacaoğlan, Dadaloğlu halk şiirlerini de yanımdan ayırmazdım diye ekler. Öykü kısmında “Henry’nin toplu öyküleri” ve Çehov da benimle eşlik ederdi der. Odisseia destanı, E. Hamilton’un mitologyasını ve Shakespeare alacağını da hatırlatarak, Dostoyevski’den “Yer Altından Notlar”, Tolstoy’un “ Savaş ve Barış” eserine Yaşar Kemal’in “Demirciler Çarşısı Cinayeti” kitabını da ekler. Bu yazısında detaylı biçimde Türk ve Dünya edebiyatına damga vurmuş isimleri özenle sıralar ki; gençler için başucu kaynakları oluşturabilsin. Yegâne amacı ve hayali okuyan, yeni eserleri takip eden ama geçmişi de unutmayan bir gençliktir.

Ülkü Tamer şiirlerinde kadına imgesel boyutta ayrı bir önem gösterir. Kadın ve ölüm temasını iç içe işlediği şiirlerinden bir dizesinde, “… ne zaman boynuna uzansam ölüm kokuyor” diyerek aşkı, kadını ve ölümü aynı dizede anlatmayı başarır. Yine kadın ve aşka dair imgesel bir şiirinde kuşlarla kadınlar arasında kurduğu metafor şöyledir: “Dünyada ne kadar kuş varsa bir fazlası senin soluğunda”. Onur Akın’ın bestelediği Ülkü Tamer’in yazdığı aşk, kadın ve hasret temalı “Beni Bekledinse Yağmurda Karda” eseri yine hafızamıza kazınmıştır.

Sadece şair değil bir çevirmen de olan Tamer,  Edgar Allan Poe’nin “Kuzgun” şiirini Türkçeye çevirmiştir. Octavio Paz’dan, W. Butler Yeats’tan çeviriler de yaparak edebiyat haznemizi oldukça zenginleştirmiştir. Ayrıca çevirilerdeki poetik başarısı ve yalın imgesel dili, çeviri sorunuyla başa çıkamayan yayın dünyasına rahat bir soluk aldırmıştır. Alleben Öyküleri ile hayatını öyküleştirmiş, hatıralarını neşretmiştir.

Ülkü Tamer; onlarca şiir, fazlasıyla çeviri, sinema oyunculuğu ve sanat yolculuğu dikkate alınırsa memlekete unutulmaz bir birikim bırakmış sayılabilir. İkinci yeni akımının gençlerle kurduğu temasta aracı rolü da kanaatimce büyüktür. Üstelik kendi kuşağında sosyalist karakteriyle bilinmesine rağmen toplumculuk ve idealizm etkisiyle farklı ideoloji mensuplarını da etkilemiştir. Hatta bir zamanlar ülkücü gelenekten gelen ve sokak çatışması yaşamış, 1979’da Fransa’ya kaçırılmış, yurda ancak 2001’de dönebilmiş ve büyük acılar yaşamış bir ağabeyimize Ülkü Tamer şiirlerini okuduğumda; ağzından şu cümleler dökülmüştü, “… Biz sosyalistlerle kötü adam oldukları için çatışmadık aksine onlar da bizim gibi toplumcu ve devrimciydi. Ülkedeki insanlık kaygısı olan iyi inanlardık hepimiz.”

Ülkü Tamer hayatını geçtiğimiz günlerde kaybetti, bir genç şiir okuyucusu olarak bu ölüme fazlasıyla içerledim diyebilirim. O’nu uğurlarken yine kendi şiirleriyle yazımı bitirmek ve veda etmek istiyorum. Dünyadaki bütün kuş ağaçlar, çocuk eliyle kalbine dikilsin ustam. En kötü alışkanlığım yaşamaktı demişsin bir şiirinde, o zaman istediğin oldu Memik Oğlan’a kavuştun artık. Meşhur “yüz kiloluk kendini asmış bir zenci” şiirini neredeyse hepimiz biliriz. O vakit bizler de senin yüz kiloluk zencileriniz artık diyelim. Ölürsem senin bildiğin bir suya at beni diyorsun ya işte seni Rahmet-i Rahman’ın suyuna gönderdik. Antep deyişiyle “sinine nur yağa” rahmet olsun…

Yazar Hakkında:

Kutlu Kağan DALKILIÇ