26 Eylül 2022

Turgut GÜLER

“Tulipomania”, lâle deliliği demekmiş. Böyle bir delilik, bediî sâhaya giriyor. Kemâl-i âfiyetle yenilip içilen nice gıdânın, nasıl ağız ve mide aboneleri oluyorsa, lâlenin de peşine düşen deliler var. Bunu, çok kıt ve dar mâlûmatla 18. yüzyılın başına hapsedip, Osmanlı târîhinin bir dönemine alem yapmak, lâleye de, deliye de haksızlık olur.

Ampirizm (empirisme) deyince, bütün vücûdu beyniyle berâber lâboratuvara giren pozitivist-materyalistler, hayâtın merkezine, enjektörle sıvı fışkırtmayı koyuyorlar. Sonunda da, ortalık bir çeltik tarlasına dönüyor. Lâleye hakkını vermek için, lâlezârın ortasına bağdaş kurup oturmak lâzım.

Osmanlı’nın mâzisi üzerine söz sermâyesi harcanırken, hep yeniliklere sırt çeviren, abûs, aşırı muhafazakâr, hattâ mürteci’ (!) bir devlet profili çıkarılır. Hammer başta, Avrupalı târîhçilerin, Osmanlı’yı götürmek istediği istasyon bellidir. Meydânında dârağacı kurulan o yerde, lâleye tahammül edilebilir mi?

İşin en garîb tarafı; “çiçek yetiştirme ve ıslâhı” gibi, Dünyâ’nın en mâsûm ve estetik hareketini bize fazla görmeleridir. Yâni, ne yaparsanız yapın, ampirik (empirique) mahkemede beraat ihtimâli yok.

Hâlbuki Üçüncü Ahmed Hân’ın, bahçelere taşıdığı lâlelerden daha çoğu, zihninde açıyordu.

“Aman, hamle sırası Türklere gelmesin!” telâşı ile kafamızı ince, uzun bir vazoya sokan Batı, kendi iç dünyâsında hesaplaşmaya girdiğinde, san’atın diliyle konuşuyor. 

Aynı fiil, kendileri için meziyet, bize gelince kabâhat.

Hep bu çifte standard anlayışı yüzünden, nice zinde ve enerjik bünye zaafa uğradı. Çiçek nezâketi ve inceliğini bize yakıştıramıyorlar. Oysa lâlenin Avrupa’ya Türkiye’den taşındığını, Avrupalı Avrupasız cümle Âlem biliyor.

Sultan Ahmed Hân-ı Sâlis’in saltanat yıllarına “Lâle Devri” denmesi, Patrona’yı bile proleteryaya dâhil edenlerin huzûrunu kaçırıyor. Çünkü mânâ ülkesini tamâmen ele geçirmese dahî, maddî yapıyı sarsan Türk rönesansına ramak kalmıştır. Hemen icâbı yerine getirilmeli ve günahkâr keçi maskesi, Mülket-i Osmânî’ye yapıştırılmalıdır.

Târîhin tekerrüründen dem vuranlar, içimizde de, dışımızda da aynı terâneye nakarât yazıyor. En tabiî ve de mukaddes insanlık hakları yerlerde sürünüp, ayaklar altında çiğnenirken susmayı yeğleyenler, nâzenîn bir çiçeğin yaprak ve çeneklerine takılıp, infâz memûru kesiliyorlar.

Fâtih’in, çiçek koklarken görüldüğü minyatür, Türk’e hâs bir deliliğin senedi. O çiçek, karanfil yerine lâle de olabilirdi, hiç fark etmez.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: