26 Eylül 2022

           Türk hâriciyesinin tanınmış diplomatlarından Zeki Kuneralp, değişik memleketlerde sefirlik yapmış, eli kalem tutan, üslûp sâhibi bir münevverimizdir. 1978 yılında, Madrid’de Ermeni tedhîşinde hayâtını kaybeden Neclâ Kuneralp, Zeki Bey’in hanımıdır. Bükreş, Prag, Pâris, Madrid gibi çok mühim devlet merkezlerinde ülkemiz adına elçiliklerde bulunan Zeki Kuneralp, Nato nezdinde Türkiye’nin dâimî temsilciliğini de yapmıştır. Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği (müsteşarlığı)’nde de başarılı işlere imzâ atan Zeki Kuneralp, 1998 yılında vefât etmiştir.

            Zeki Kuneralp’ın husûsiyetleri bu kadarla sınırlı değil. 1 Mayıs 2008 günü, İngiltere’de yapılan mahallî idâreler seçiminde Londra Belediye Başkanı olan Boris Johnson, Zeki Kuneralp’ın yeğeninin oğludur. Boris’in babası Stanley Johnson da, İngiliz Parlamentosu’nda milletvekili idi. Stanley’in babası Osman Bey ile Zeki Kuneralp, - baba bir, anneleri farklı - kardeştir ve babaları da, Mütâreke günlerinin meşhûr Dâhiliye Nâzırı ve Kuvâ-yı Millîye aleyhdârı yazılarıyla tanınmış gazetecisi Ali Kemâl’dir. Stanley’in babaannesi ile Zeki Bey’in annesi farklı kadınlardır.

            Ali Kemâl, 1903 yılında bulunduğu Londra’da, ilk evliliğini Winifred Brun adında bir İngiliz hanımla yapar. Ali Kemâl ile Winifred Hanım, bir yıl önce İsviçre’de tanışmışlardı. Bu izdivaçtan, Selmâ adında bir kızı ile Osman adında bir oğlu Dünyâ’ya gelir. Winifred, oğlunun doğumundan kısa bir süre sonra vefât eder. Ali Kemâl’in, torununun oğlu vâsıtasıyla, Londra Belediye Başkanlığı’na kadar uzanan sihirli İngiltere bahsi, bu evlilik yüzündendir.

            Ali Kemâl, 6 Kasım 1922 (16 Rebîülevvel 1341 / 6 Teşrîn-i sânî 1338) Pazartesi günü, İzmit’te linç edilmek sûretiyle öldürülmüştür. Zeki Kuneralp, babasının ikinci evliliğinden Dünyâ’ya gelmiştir. Zeki Bey’in annesi, sâbık Tophâne Müşîri Zeki Paşa’nın kızı Sabîha Hanım’dır. Kuneralp, anne tarafından dedesinin ismini almıştır.

            Başarılı bir Türk diplomatının hayat hikâyesine, ne kadar çok ibret sahnesi sığmıştır? Hesâbı da, anlatması da hayli müşkil. Zeki Bey’den iki nesil gerisine gidersek, Kengiri (Çankırı)’nin Karapazar nâhiyesinin Kalafat köyünden İstanbul’a gelip Galata ve Yedikule’de mumhâneler sâhibi büyük bir tâcir olan Hacı Ahmed Efendi (1812-1883)’ye ulaşırız. Hacı Ahmed, Ali Kemâl’in babasıdır. O devirde, aydınlatma vâsıtası olarak mum, günlük hayâtın en mühim ihtiyaç kalemlerinden biri idi.

            Kalafat köyünden İstanbul’a, Londra’dan İzmit’e, Pâris’den Madrid’e ve daha nice yakın ve çok uzak yerlere uğrayan kader çizgileri; Hacı Ahmed Efendi’den Winifred Hanım’a, Ermeni kurşunlarından Avam Kamarası’na ve Zeki Kuneralp Bey’den Mister Boris Johnson’a, kaç ülke ve milleti, insan irâdesinin dışında, kavî ağlarla örmüştür. Bütün bunlara, “tesâdüf” diyebilir ve vagon dolusu ibreti, bu kelimenin içine koyabilir miyiz?

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: