26 Eylül 2022

Turgut GÜLER

1362 yılında Sultan Murâd-ı Hudavendigâr’ın fethettiği güzel ve nazlı Edirner, bir ara Osmanlı tahtına ev sahipliği de yapmıştır.Teşrîfâtta, hep İstanbul’dan sonra ikinci sırada yer alan Edirne; Dördüncü Mehmed, İkinci Mustafa gibi hükümdârların, İstanbul’a rağmen tercîh ettikleri pây-ı taht idi.

Kaanûnî Sultan Süleymân’ın, 1543 yılı 23 Nîsânında, Estergon Seferi’ne çıkarken, Edirne’de, o zamânki belli başlı devletlerin elçilerine seyrettirdiği meşhûr resm-i geçid, hâfızalarda fevkalâde bir yer etmişti. Rahmetli Nüzhet Erman’ın “Estergon Kâl’ası Su Başı Durak” isimli nefis şiiri, bu resm–i geçidi pek canlı bir şekilde anlatır.

Edirne’nin büyüklüğünü, bugünkü hâline bakarak kestirmek mümkün değildir. Bugün, Edirne sokaklarında dolaşan insanları Selîmîye’nin içine doldursanız, câmi içinde yine de boşluk kalır. Hâlbuki Selîmîye dışında daha nice câmi, bu ecdad yâdigârı şehre serpiştirilmişti. Edirne, 1362’den 1830’a kadar, hep büyük ve geniş bir Türk coğrafyasının ortasında, merkezinde yer aldı.

Bu azîz vatan topraklarının Avrupa’daki kısmı (Rûmeli), 1830’dan îtibâren Edirne’ye doğru hızlı bir daralma yarışına girdi. Elbette, 1830’dan önce de, 1683’ü tâkib eden gelişmeler içinde de toprak kaybetmiştik. Ama 1830’da kurulan Yunanistan Krallığı, hedefine yerleştirdiği İstanbul’a varmak için, önce Edirne’yi çiğnemek azmindeydi. Sadece Yunan Krallığı mı? Sırp’dan Bulgar’a, Ulah’a, Hırvat’a kadar daha pek çok etnik iştâh sofrası, çorba kâsesinde Edirne’yi görmek istiyordu. 1912’de olan oldu ve Edirne’ye Bulgar çizmesi bastı. 1913’deki Edirne istirdâdına o kadar sevindik ki, Edirne’den ötesine üzülmeyi bile unuttuk...

Bâzı seneler, Trakya’da barajları taşıracak derecede yağmur yağıyor. Bulgarlar, sun’î göl ve göletlerin kapaklarını açıyorlar. Edirne’nin pek çok mahalle ve semti, muhtemel sel tehlikesine karşı boşaltılıyor. Bulgaristan bunu sıkça yapıyor.

Edirne’ye ve Edirneli’ye yazık oluyor. Bu, tamamen Bulgaristan’ın plânsızlığı üzerine binâ edilen felâketin, sefâsını Bulgarlar, cefâsını Edirneliler çekiyor. Tamam, yağmurun yağması ve miktârının fazla olması ilâhî takdîr iledir, buna îmân ediyoruz. Ama Bulgar’ın baraj kapakları, Türkiye’nin gösterdiği hoşgörü yüzünden açılmaktadır. Türkiye, ikide bir, bu baraj sularıyla boğuşmak mecbûriyetinde değildir. Bulgar’ın rahatı için Türk’ün mahalle boşaltması mı gerekir?

Sultan Murad-ı Hudâvendigâr’ın saltanat yıllarında, Türk ordusunda “voynuk” adı verilen yeni bir geri hizmet sınıfı ihdâs edilir. Ordudaki atların bakımı, tımarı, yâni seyisliği demek olan bu voynuk sınıfına sadece Bulgar tebaa alınıyordu. O bakış seviyesine ne kadar muhtâcız…

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: