8 Aralık 2022

Turgut GÜLER

Suyumuzu kaybettik. Sâdece suyumuzu mu? Onunla berâber, koca bir nizâmı sele ve yele verdik. Şimdi âh u vâh etmenin hiçbir devâ gücü yok. Kâinâtın özü, yâni “zübde-i âlem” olan insan, epeyidir bu vasfını inkâr ediyor. Toplu intihar sofrasından Türk’ün hissesine düşen tabaklar da, günümüzü karartmaya yetiyor. Susuz millet olduk vesselâm, susuz ve “helâl”siz. Her tarafımız “harâm”la doldu.

Dinen yasaklanmış veya harâm ilân edilmiş bir şeyi mübâh kılma işine “ibâhe” deniyor. İbâhe anlayışını dünyâ görüşü yapanlara “ibâhî”, bunların tarîkatine “ibâhîye” tâbirleri etiket yapılmış. Bâtınîlerin bir adı da “İbâhiyûn”. Bütün harâmları helâl saydıkları için, onlara “İbâhiyûn” demek bir gelenek hâline gelmiş. Ancak, bu vâdide kimse Hasan Sabbâh’ın eline su dökemez.

İbâhiyûn mezhebini Hasan Sabbâh kurdu. Ona göre, ilâhî emirlerin yerine getirilmesi, yasaklardan sakınılması, insan gücünün, tâkatinin üstündedir. Bunu fark edince de, insanın yönelmeyeceği hareket, davranış yoktur. İnsan, bu Âlem’in zevkine varabilmek için, canı ne isterse yapmalıdır. Aksine tutumlar, âdemoğlunun tabiî hayâtına ters düşer.

“Liberalizm” denen ekonomik anlayışın fikir babası İngiliz’in, meşhûr:

“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.”

sözünü, Hasan Sabbâh’ın fikriyâtından çıkmış sayabilir miyiz? Bu tarz bir zihin antrenmanı, târîh koridorunda âşinâları yan yana koyar.

Ekonomik Liberalizm ile sosyo-teolojik İbâhiyûn kol kola girerek Dünyâ’nın taşlarını yerinden oynattı. İnsanlığın bugün geldiği yer, harâmın bütün zincirlerini kırıp meydânda rakîbsiz kaldığı bir uçurum kenârıdır.

Aids başta olmak üzere, hayret-efzâ nice belânın çıkış noktası, bu harâm hayâtın merkezidir. Elâlemin eteğini, paçasını seyredeceğimize, kendimize bakalım.

Fıtratında harâmlı-helâlli maya bulunan insanoğlu, helâllerini fedâ ederek harâma yöneldiğinde, “esfel-i sâfilîn”i bile aratacak bir alçaklığın içine düşüyor. İbâhiyûn, öyle Hasan Sabbâh’ın eceliyle mâzîye gömülmüş bir hayat tarzı olmayıp, Dünyâ iktidârını çoktandır elinde tutan muazzam çukurluktaki siyâsî anlayışın da bizzat kendisidir.

Ali Ekrem Bolayır, yayınlanan hâtıralarında, babasının Midilli’deki günlerini anlatırken, Nâmık Kemâl’e âit pek tanıdık olmayan bir portre çiziyor. 93 Harbi devâm ederken cepheden gelen haberlerin hem sevindirenine, hem de acındıranına kadeh, hattâ şişe kaldıran “Vatan Şâiri”, Bekrî Mustafa’ya rahmet okutturacak bir sarhoş görüntüsü veriyor.

Ada’nın mühim konaklarından birinde mââile kalan Nâmık Kemâl, çok fazla rakı ve şarap içtiği için, konağın yardımcı hizmet kadrosu bile, şâirin bâde miktârını azaltma formülleri arar. Ne var ki, Kemâl’de işret îcâd etme kaabiliyeti yüksektir.

“İtiyâdım şöyledir kim, ayş ü nûş âyînine

Rindlik mahvolsa Dünyâ’dan, ben îcâd ederim”.

beytindeki fahriyye, Midilli günlerine pek yakışmaktadır.

16 yaşındaki Nâmık Kemâl, 12 yaşındaki Nesîme Hanım’la evlendirilir ve iki çocuktan “âile” kurmaları beklenir. Abdüllâtif Paşa’nın Sofya Mutasarrıflığı sırasında yapılan düğün, gerdek gecesi çıkan yangınla hâfızalarda kalır. Ömer Seyfeddin, Kâtib Çelebî, Şeyh Gâlib, Nâmık Kemâl gibi şahsiyetlerin, kısacık ömürlerine kocaman kocaman işleri nasıl sığdırdıkları, her zamân merâk edilir ve sorulur. Nâmık Kemâl’in hayat hikâyesinde, bu sorunun cevâbı, 48 yıla bölünerek veriliyor. Sâdece evliliğe değil, Kemâl, hemen her işe akranlarından erken başlamıştır.

Alkollü içeceklere olan meylini, Nâmık Kemâl denince akla gelen pek ciddî ve ulvî düşüncelerle bir arada tutmak, hazmetmek, elbette zor. Nihâyet, “şahsın kendi tercîhidir” hükmünü verip işin içinden sıyrılırsınız. Keşke, öz ile söz bu kadar ayrı istikaametlere gitmeseydi.

Nâmık Kemâl’i boşuna ayıplamayalım. Zamâne insanımız, Midilli Mutasarrıfı’na “kemik sızlatacak” edâlar sepeti hazırlıyor. Koluna taksan taşıyamazsın, başına koysan yürüyemezsin...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: