8 Ağustos 2022

Turgut GÜLER

Yunanlılar, bâzı Türk bankalarını satın aldılar. Böylece, Türkiye’deki bir kısım bankaların patronları Yunanlı oldu. Bu bankalara yatırılacak para, Yunanistan’ın kumbarasına atılmış olacaktır. Yabancı sermâyenin Türkiye’ye girmesinden rahatsızlık duyanlar, Yunan Muhibleri muhîtince cüzâmlı muâmelesi görüp tecrîd ediliyorlar. Vârımızı, yoğumuzu yabancılara peşkeş çekmeye, meğer ne kadar teşne imişiz. Bu yabancının adı “Yunan” oldu mu, içimizdeki Yunan sevenlerin zevkten çıldırma noktasına geldiklerini görüyoruz.

Yunanlıların Türkiye’de banka satın almalarına:

“Türkler de Yunan bankası satın alsın.”

mukâbelesinde bulunulmuş.

Türkler, istemeleri hâlinde bile Yunan bankası satın alamazlar. Çünkü bizde dibe vuran millî endîşeler, Yunanistan’da çok canlı tutuluyor. Farz-ı muhâl, böyle bir satış düşünülüyor olsa, inanın Yunan topraklarında seferberlik ilân edilir. Zaten, bugünkü derbeder hâliyle bile, Yunan ekonomisinin böyle muhayyel bir Türk takviyesine aslâ ihtiyâcı yok. Bu keşif kaabiliyeti, Türk’ün yüreğine taş olup otururken, Yunan’ın efzun eteğine ziller taktırıyor.

Gâlibiyetin meşrû olanı, mağlûbiyeti de meşrû kılar. Yenenle yenilenin “hakkaniyet” zemîninde buluşması, bulundukları muhîte de insanî rahatlama fırsatı verir.

Ne var ki, bugünlerde kazanmaya da, kaybetmeye de “şike” boyası vurulduğundan, hîle karakterli bir cemiyete mahkûm olduk.

Târîhî Türk güreşinde sırtı yere gelen pehlivân, kendini yenen rakîbinin hakkını, hemen orada teslîm eder ve edebinin en geniş dâiresini çizerek, seyredenlerin önünde, yenilmeyi hak ettiğini anlatırdı. Güreşin bittiği ânda, rekâbet de biterdi. Zâten hakikî Türk-İslâm güreşinin her safhası, peşrevinden başlayarak kazananın ilânına kadar, İslâmî motiflerle doludur.

Hz. Hamza’yı “pîr” kabûl eden ve adale kuvvetini îmânının emrine veren güreşcilerimiz, asırlar boyunca Cihân’a nâm saldılar. Hani, tüfeğin karşısında Köroğlu’nun

“Tüfek îcâd oldu, mertlik bozuldu.”

deyişi var ya, onun gibi güreşde de, mertlik nizâmına uymayacak sulandırmalar yapıldı.

Güreş süresinin dakîka ile sınırlandırılması, puan sistemi ile gâlib ilân edilmesi gibi ciddîyetsizlikler, “er meydânı”ndan erlerin kaçmasına ve “er” olmayanların meydânı doldurmasına sebep oldu.

Günlük hayâtımıza, biraz da güreşin “kadük” edilmesi ve nâdân ehline bırakılması açısından bakmak lâzım...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: