11 Ağustos 2022

Turgut GÜLER

“Bâkî, çemende hayli perîşân imiş varak,

Benzer ki, bir şikâyeti var rûzigârdan.”

diyen şâir, zamânı tuşa getirip, cümle âdemoğluna “müştekî” gömleğini giydirmiş.

Şahsî ve san’atkâr hayâtına bakıldığında; “Kazaskerlik” makâmına kadar yükselmiş ve “Sultânü’ş-Şuarâ” diye çağrılmış bir fânînin, Kaanûnî ihtişâmına sırtını dayayıp “rûzigâr”dan şikâyet etmesi, ilk ânda pek inandırıcı gelmiyor.

Ne var ki, şikâyetin alt ve üst sınırı çizilmemiş. İnsanın mayasıyla çok yakından alâkalı bu şikâyet edâsı, hemen her zemînde neşv ü nemâ muhîti buluyor.

“Rûmeli Kazaskeri” olmuş bir “molla”nın, içinde büyüttüğü ukde “Şeyhü’l-İslâmlık”sa, serzenişin kaleme yüklenişi şâirce tezâhür ediyor.

Derken, işin içine “kadir bilmezlik” isnâdı karışıyor ve bunun ancak “musallâ taşı”nın karşısında telâfi edilebileceği tahayyüle giriyor:

“Kadrini seng-i musallâda bilüb ey Bâkî!

Durub el bağlayalar karşına yârân sâf sâf..”

Şikâyetin dozu, rengi, kokusu elbette kayda değer, ama şâirce ifâde edilmesi bir başka güzel. Nâmık Kemâl’in tarrakalı mısrâlarında “fedâkârlık” ve “serdengeçtilik” tercîhine sunulan şikâyet, neredeyse suç ve kabâhat hükmüne girecektir:

“Bâis-i şekvâ bize hüzn–i umûmîdir Kemâl!

Kendi derdi gönlümün, billâh gelmez yâdına..”

Zamâne dilinde buna kısaca: “Vatan, millet, Sakarya!..” deniyor...

Hamâsetin hafîfe alındığı ve avâm işi telâkkî edildiği günler yaşıyoruz. Hâlbuki el’ân üzerinde yaşadığımız vatan toprağından, ciğerlerimize çektiğimiz havaya kadar, bütün aslî ihtiyaçlarımızın temelinde, o, karikatürize tavırlar revâ görülen “hamâset” var.

Bayrâmın adına ipotek koyma gayreti, birilerini heyecânlandırıyor. “Ramazan Bayrâmı” mı, “Şeker Bayrâmı” mı? Yoksa “Fıtır Bayrâmı” mı?

Üçüncüsünü, yâni “Fıtır” tercîhini, daha ziyâde ilâhiyatçı akademisyenlerin savunması, doğru adresi arayanlara kolaylık temin ediyor. Lâkin öyle bile olsa, “galat” ve “umûmî kabûl” faktörlerini de hesâba dâhil etmek durumundayız.

Ramazan ayının sonuna, ilâhî takdîrle konmuş bir bayrâma, “Ramazan” adını vermek, “ismiyle müsemmâ” isâbeti çıkarır. Kaldı ki, fıtır sadakasının Ramazan’a mahsûs bir maddî ibâdet oluşu, bayrâma verilecek isim mes’elesinde “Ramazan-Fıtır” rekâbeti mantığını ber-havâ eyler.

“Şeker”in tek sevimli ve tesellî veren tarafı, “şükür”den galat olma ihtimâli. Değilse, madde katılığında bir “kelle şekeri” silüeti ortaya çıkar.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: