1 Ekim 2022

Turgut GÜLER

Bayrâm dâhil, dinî ritüellerimizi sulandırma, soysuzlaştırma ve nihâyet mânevî yoksulluğa yol açma gayretleri, elbette yeni değil. Asırlardır süren bu mecrâdaki sinsî mücâdele, içinde bulunduğumuz günlerde, teknolojik desteklerle iyice azgın hâle geldi.

Vatan uğruna gösterilebilecek fedâkârlığın en üst noktası, şehâdet... Ondan ötesi yok. Bu caân verme şekli, İslâmî bir ıstılah olmakla birlikte, Türk motifleriyle süslenmesi çok dikkat çekici.

Türkler dışındaki Müslüman milletler:

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölü’ demeyiniz. Bilakis onlar diridirler”

âyetiyle müjdelenen ölüm tarzını bilip ona özenmekle berâber, iştiyâk derecesi bakımından Türk milletine yaklaşamamışlardır.

“Şehidlik” sözü, hem o şerbeti içenin ulaştığı makâm, hem de “mezârlık” soğukluğuna uzatılan gül kâsesidir. Türk vatanı, önceki ve şimdiki sınırları içinde, boydan boya bir “şehîdlik” görünüşündedir.

İstiklâl Marşı’mızdaki:

“Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan, şühedâ!..”        

mısrâı, alelâde toprakla “vatan” arasındaki muazzam farkı, ne güzel anlatıyor.

Türk çocuğunun yurduna, bayrağına, târîhine ve de istikbâline sâhip çıktığını, ancak:

“Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı.

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı,

Verme, Dünyâları alsan da, bu Cennet vatanı.”

haykırışını duyunca anlıyoruz.

Dünyâ’da hiçbir milletin, askere gönderdiği çocuğuna kına yaktığı görülmemiştir. “Kınalı Kuzular” tâbiri, mecâzî mânâda Türk askerlerini karşılamaktadır. “Ordu-millet” demek, Türk milleti demektir.

Bayrak, bayrâm ve düğün, Türk’ün günlük hayâtında, “şehâdet” tablosunu tamamlayan tabiî unsurlar hâline gelmiştir. “Kına” motifi de, bahsedilen tabloya aslî renk olma azmindedir.

“Şehîd”in ardından söylenecek çok söz vardır, deseler de; hem ağzın, hem de kalemin nutku tutulduğundan, çâresizliğin îlânı, tek çâre gibi görünüyor.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: