Güncel Yazılar

(Odgurmuş ve Ögdülmüş (1))

Kenan EROĞLU

Odgurmuş: Benim “akıl”lı arkadaşım, bu gün size doğrular hakkında bazı şeyler sormak istiyorum.

Doğru denilen şey nasıl bir şeydir ve herhangi bir doğru herkese göre doğru olmuyor, bazen de eğri oluyor. Herhangi birisine doğru gelen bir durum ve düşünce, bir başkasına göre doğru olarak değerlendirilmiyor.

Ögdülmüş: Benim “kanaat sahibi” kardeşim. Herkesin kendine göre doğru bildiği şeyler vardır. Bunlar her insanın hayat boyu yaşadığı tecrübelerden, aile ve çevresinden, okuduğu kitaplardan ve iş deneyimlerinden dolayı edindiği doğrularıdır. İnsanlar bu doğrular üzerinde hayatlarını devam ettirir ve yeri geldiğinde de bu değerleri savunurlar.

 Fakat bazıları da vardır ki kendi doğrularının her zaman en doğrular, hakiki doğrular olduğunu savunur. Bunun dışına pek çıkamazlar. Bu insanların doğru bildikleri şeyler kendilerine göre herkesin doğrularından daha doğrudur. Ve bu doğrular kişinin kendine göre en doğru olan doğrularıdır, gerçek doğrulardır. Bu doğruların dışında başka doğrular olabileceği ihtimali yoktur veya zayıftır. Kendi dışında da birtakım doğruların olabileceğine inanan insanlar kendini aşmış hayata ve diğer fikirlere açık insanlardır. Tüm gelişmeleri bu yapıdaki insanlar sağlarlar.

Odgurmuş: Efendim;  Bizim için önemli olan “doğrular” mıdır?  Yoksa sadece “bizim doğrularımız” mı önemlidir?  Doğrular sadece “sizin doğrularınız” dan mı meydana geliyor?  “Benim doğrularım” da var mıdır?

Ögdülmüş: Bak kardeşim; “Doğrular genel kabul gördüğü için mi doğrudur?”  Diye düşündüğümüzde her aklı başında insan ne der?  “tabii ki doğrular önemli”  der. Fakat gerçek hayatta durum ne yazık ki böyle olmuyor.

Özellikle de bir fikri akıma mensubiyet duyan ve ufku açık olmayan insanlara göre doğrular,  “bizim tarafımızdan doğru” olduğu için doğru olarak kabul ediliyor.  Doğru “bize yaradığı için doğru” dur. “Bizim dışımızda kayda değer doğrular yoktur” şeklinde görülüyor.

Ama ne yazık ki, tüm kapalı guruplarda olduğu gibi, bir takım fikir hareketlerine, sosyal hareketlere, dini cemaatlere ve siyasi partilere aşırı derecede mensubiyet duyan insanların yaklaşımı bu şekilde tezahür ediyor.

Odgurmuş: Benim “akıl”lı arkadaşım; Bir de haklılık ve haksızlık konusu var.  Haklılık haksızlık konusunda da olaya bu şekilde mi bakılıyor.

“Haklı, haklı olduğu için mi haklıdır?”.   Yoksa “haklı bizden olduğu için mi haklıdır?” diye sorduğumuzda.

Ögdülmüş:  Burada asıl olan ya da olması gereken;  “Haklı, elbette haklı olduğu için haklıdır” demek gerekir. Fakat gerçek hayatta haklı olan maalesef her zaman haklı olamıyor. Eğer o kişi “bizden”  veya “bize yakın”  ise bizimle aynı fikirleri paylaşıyorsa her zaman haklıdır. Bizim fikirlerimizi paylaşan biri değilse hiçbir zaman haklı değildir.  Haksız durumdaki kimse bize yakın biri ise o kişinin haksız olduğunu bile bile o kişiyi savunuruz yahut onun haksız olduğunu açık açık söyleyemeyiz. Bizim mensup olduğumuz partinin her hangi bir konudaki görüşü ne kadar yanlış olursa olsun veya ne kadar bize ters gelirse gelsin kesinlikle karşı çıkamayız ve savunduğumuz fikirlerde her zaman sonuna kadar haklı olduğumuzu iddia ederiz.

Odgurmuş: Efendim zaman zaman; "Allah doğrunun, haklının yardımcısı olsun” deriz. Sanki biz yardımcı olmayalım Allah Yardımcı olsun der gibi.

Ögdülmüş: Evet genel olarak böyle temenni ederiz, tabii ki “Allah doğrunun ve haklının her zaman yardımcısıdır” ama bunu söylerken bir nevi sorumluluğu almamak ve doğruya yardımcı olma sorumluluğunu Yüce Allah'a havale eder gibi bir tavır içerisine gireriz.

Temennide bulunurken, "Ben karışmam kardeşim, ben bir şey yapmayacağım, hatta ben eğri ile doğru arasında tarafsızım Allah doğrunun yardımcısıdır" demek isteriz adeta.

“Senin doğrundan bana ne. Doğruysan Allah yardım etsin sana.”

"Allah doğrunun yardımcısı olsun"   derken, doğru dediğimiz, bize göre doğru değil de, ben karışmam, doğruyum diyen kendisi uğraşsın diye düşünüyor gibiyizdir.

Kişi olarak biz,  o doğru başkasının doğrusu ise,  doğrunun galip gelmesi ve yayılmasını sanki istemiyor gibiyizdir.

Aslında insanlar, doğrulardan, gerçeklerden bahsedenlere,  konuşmalarında  "çok haklısın, çok güzel ifade ettin"  der fakat bu kişilerin doğruları çoğunlukla kabul gören ve desteklenmesi gereken doğrular değildir.

Sanki   “ben karışmam kardeşim nasıl yapıyorsan yap" demek isteriz. O güzel sözler orada kalır. O sözler üzerinde fazla düşünmez, üzerinde kafa yormaz. Hayata geçirmeye çalışmaz ve ders almayız. Çünkü o doğrular onların doğrusudur ve bizim dışımızdadır.

Ayrıca yeri geldiğinde de hemen şikâyetleri sıralar, söze başladığımızda ise, toplumu eleştirerek, "tepkisiz toplum", "Hâlbuki batıda durum şöyle".  "İdare halkın tepkisinden çekinir".  Vs. deriz.

Buna karşılık yanlışlar karşısında tepki gösterenleri dikkate almaz,  trafikte ters yola gireni ikaz etmeyiz adam bildiğini okur.

Başarılı kişiyi alkışlamaz, yanlışlarda uyarmayız neme lazım deriz.

Aslında,  önce tepkiyi koymayız ardından da toplumu suçlayarak   "tepkisiz toplum"  demekten de geri durmayız.

Doğrular ve yanlışlar, haklılık veya haksızlık kavramları izafi olarak değerlendirilmesi gereken konulardır. Genel kabullerin dışındaki her konu kişiye göre ve duruma göre değişmekte ve değerlendirilmektedir.

Odgurmuş: O halde yapacak daha çok işimiz var. 

Ögdülmüş: Esasında biz önce kendimize dönüp bakmalıyız. Doğrularımızı ve eğrilerimizi olduğu gibi, doğru sandıklarımızı ve eğri sandıklarımızı da yeniden gözden geçirmeliyiz.

………………………………..

Kadim Kitabımız olan Kutadgubilig de geçen iki şahsiyet:

Ögdülmüş: Akıl - Ululuk

Odgurmuş: Kanaat - Akıbet- Afiyet

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19667212