3 Ekim 2022

Turgut GÜLER

“Eski Ramazanlar” diye söze ve yazıya başlayanların, muhakkak şekilde isminden bahsettikleri “Direklerarası”, aslında gayr-ı müslim tebaanın eğlence mekânı idi. Orada sahneye konan tulûat, müzikâl ve benzeri faaliyet; kadın olarak da, erkek olarak da Hristiyan veyâ Mûsevî vatandaşların san’atlarını icrâ ettikleri programlardı.

Dinî muhtevâ taşıyan bir özel zamân dilimini eğlence muhîtine sermâye yapmak, pek çok husûs ve mes’elede olduğu gibi, yine bize mahsûs ahvâlden. Belki de, Ramazan’ın vakte hükmeden o mûnis disiplinini, kozmopolit mecrâya çekmek için, bu tarz İslâm’a ters düşen eğlence, keyif vâsıtaları kullanılıyor.

İftardan sahûra uzanan geniş saatleri dolduracak, sanki başka hiçbir meşgale bulunamıyor da:

 “Hazır Ramazan gelmişken felekten vakit çalalım.”

deniyor. Neredeyse bir buçuk asırdır, Ramazan muhabbettini, Şehzâdebaşı’nın kanto ve varyetelerine hasretmişiz.

Hâlbuki bizim Ramazan geleneğimizde eğlenme, en son paragrafa bile malzeme olmaz. Daha ziyâde sosyal dayanışma düşünce ve plânlarının öne çıktığı bu ayda, eğer mutlakâ eğlence nâmına bir şeyler yapılacaksa, onların da aynı dinî ve sosyal endîşeleri taşıması gerekir. Oysa Direklerarası temâşâsı hem lâ-dinî, hem de ekalliyet kültürü etiketlerini taşımaktadır. Zâten, tam bir levanten tavrı olan bahis mevzuu eğlencelerde, İslâm’a hoş gelen ve uygun düşen bir renk bulmak mümkün değildir...

Semâya bakanların çoğu, ayaklarının altındaki toprağı kaale almıyorlar. Toprağı mekân tutanlarda da semâ lâkaydîsi görülüyor. Ufuk sâhibi olmanın ilk adımı, ayağı topraktan kesmeden semâya yönelebilmek. Ne var ki, bu ikisini aynı tekâmül noktasında muhâfaza edebilen insan sayısı ender içre ender.

Mevlânâ’nın:

“Ben, bir ayağı Kur’ân’da diğer ayağı ile Dünyâ’yı dolaşan pergelim”

deyişi, bu dengeyi hangi fevkalâde duruşla kurduğunu fâş edişidir.

İki ayağı da serbest kalmış pergelin, serseri mayın misâli, ne garîb ve de tehlikeli kavisler çizeceğini tahmîn etmek zor değil.

Her işin tâlibi, onun bendesi yâhut efendisi olup olmadığına bakılarak değerlendirmeye alınır. Ulvî işlere bende olmak, mânevî rütbeler getirirken, süflîliklere kapılanmak, esfel-i sâfilîne nüfûs artışı yaşatır.

Bu yüzden, tek tek kişiler de, câmiâlar da müstahak oldukları muâmeleye uğruyorlar.

“Ameller niyetlere göredir.”

düstûru, dün olduğu gibi bugün de geçerliliğini koruyor.

Kısacası, “Kırk yıllık Yani, aslâ Kâni olamıyor.”

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: