Güncel Yazılar

Esat ARSLAN

“Twitter Diplomasisi”nin medar-ı iftiharı Trump’ın “ABD’nin Suriye’den çekilme kararı”nı açıklaması ve akabinde hemen de Noel kutlamaları arifesinde bu kararını eyleme sokması taraflı, tarafsız özellikle de dış politika üreten mahfilleri büyük bir şoka soktu, hep birlikte izledik, bu şok edici kararın yansımalarını. Eğer bu soruyu doğrudan bana sorarsanız, derim ki, Başkan Trump’ın vermiş olduğu bu eylem talimatı, belki de işbaşına geldiğinden bu yana en tutarlı olanlardan biriydi.  Neden mi? Nedeni açık, bu durum hem ABD dış politikası açısından, hem de meseleyi ortaya konuş açısından bir ilkesel tutarlık göstergesidir. Öte yandan Türkiye Cumhuriyetinin tek merkezden yönetilen tutarlı kararlılık gösterisine karşı da Trump’ın ve onun karar mekanizmasındaki çekirdek kadrosunun ortaya koyduğu ilkelerin, genel yargılardan uzak bir betimlemesi olarak görülmelidir. Ama aslında öyle çok derinlemesine bir şeyler ifade etmeye gerek yok, Başkan Trump bu konudaki kararını aylarca önceden vermişti. Bilmiyorum anımsayacak mısınız, bilmem ama ABD Başkanı Donald Trump, 29 Mart 2018 tarihinde Ohio’daki bir konuşması sırasında sözü Suriye’ye getirip “ABD askerlerini yakında bu ülkeden çekeceklerini” Amerikan halkına bir müjde havası içinde duyurmuştu. Bu açıklama Suriye’yi izleyen bütün çevreler için sürpriz olduğu kadar, özellikle de ABD derin devleti “Kurulu Müesses Nizam”(Establishment) inanılmaz bir şoka sokmuştu.[1] Neden? Çünkü Trump’ın bu beyanı, özellikle de Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) ve Dışişleri Bakanlığı, hatta Beyaz Saray sözcülerinin ABD adına açıkladıkları Suriye politikasıyla taban tabana zıt bir anlayışı da yansıtmaktaydı, o zamanlar. Sanki neredeyse ABD’nin bütün vesayet odakları, bu da nereden çıktı, havasındaydılar.  Yine anımsayalım o günleri, bu beyanın arkasından hatta sıcağı sıcağına yorumlar yapılmaya başlanmıştı. Bu o kadar da önemli değil, nihayet mikrofon başında söylenmiş bir vaattir  söylemine kadar da gidildi. Neler söylenmedi ki, efendim, “ABD’nin hemen Suriye’den çıkmasını beklemek çok gerçekçi değil” diyenler mi, “Trump yine kendi bakanlarını, yakın çalışma ekibi de dâhil olmak üzere ABD’nin dış politika ve güvenlik sistemini ters köşeye yatırdı” diyenler mi ararsın, her bir şey söylenildi. Evet, sevgili okurlar Trump ile ABD vesayet sistemi arasındaki bu direnç sistematiği neredeyse dokuz aydır tartışılıyor. Sorduğunuzda şöyle yanıtlar da alabiliyordunuz. Efendim AB(D)’nin, ya da Batı’nın Suriye’de askeri güç bulundurma niyeti, yalnızca DAİŞ’le mücadele etme çabası ile sınırlı değil, İran ve Rusya’nın Suriye üzerindeki artan nüfuzunu dengelemeye çalışmak şeklinde açıklama gayretkeşliğini de göstermektedirler. 1952 yılından bu yana yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren bir NATO üyesi Türkiye’nin İran ve RF ile birlikte ASTANA sürecinin içerisine girmiş olması, güya onları Suriyeli Kürtleri bu çerçevede kullanmak arayışına ittiğini ifade etmekteydiler. Kesinlikle doğru değil. Ama bu soruyu bana sorarsanız, “meseleye etki eden tüm etmenler bir arada düşünüldüğünde bu yönelişin en önemli sonucunun, Esad rejimi, Rusya ve İran’ın Suriye’de geniş bir hareket serbestisi kazanacak olmasıdır. “ biçiminde yanıtlayabilirim.

Evet, Sevgili okurlar, nihayet bu durum Trump tarafından uzun bir tezekkürden sonra idrak edilmiş ve eyleme sokulmuştur. Yine önemle söylemek gerekir ki, bundan sonra, açıkça bu niyet telaffuz edilmiş olmasa bile –ne diyelim inşallah- ABD-TC arasındaki stratejik ortaklık ilişkilerin Soğuk Savaş Dönemindeki kadar olmasa bile, bir iyimser hava tesis edilebileceği rahatlıkla söylenebilir.  Ama bir gerçektir ki, Trump’ın açıklamasından sonra, Batı tarafından omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklenilen Türkiye Cumhuriyeti’nin elinin hiç olmazsa bir parça güçlendirirken, öte yandan daha geniş ölçekte “Batı, Peşmergelerden sonra Suriye PeKaKa’’sını da bir kez daha kullanıp ortada bıraktı” düşüncesinin pekişmesine yol açabileceği de değerlendirilmektedir.

Noel kutlamaları arifesinde Trump’ın Suriye’den çekilme kararını eyleme sokması, Türkiye’de de ortalık yerdeki medya erbabının da çekişmeli garip ve birbirini boşa düşüren her kafadan bir ses çıkmasına neden oldu. İzliyorsunuzdur. Ama bana sorarsanız bütün bunların nedeni medya erbabının olayları günlük olarak algılamasıdır. Arşiv kullanma yeteneklerinin zayıflığıdır. Hani bir kamyon yazısında belirtildiği gibi, “Ağzı olan konuşuyor”, tamam ama sadece o günü günlük olarak konuşuyorlar. Ve neredeyse bir siyasi büyüğümüzün veciz ifadesiyle her yeni güne “Dün dündür, bugün bugündür” deyip, olayları günlük yaşamalarından kaynaklanmaktadır. Bu “kakofonik” duruma hemen her mahfilin katılması da hayati meseleleri bile içinden çıkılmaz duruma sokmaktadır. Daha doğru bir deyişle, en çok da konuşması gerekenlerin değil de, hiç konuşması gerekmeyenler uluslararası konular üzerinde fikir derç etmeleridir. Böyle konuşanlara askerde şöyle derler. “Hemşerim, hele dur bir hele.” Hey oradakiler hele bir durun hele. Oysa geçen makalemizde bu konudaki sahadaki gözlemlerimizi sizlerle paylaşmış ve şöyle demiştik:

“Buradaki halk, Fırat’ın doğusundaki düşmana öyle “PYD/YPG/YPJ/QSD/KCK” demiyor, doğrudan dümdüz benim söylediğim gibi “Suriye PeKaKa’sı” diyor, bir farkla bir de yanına “Kahrolsun PKK&PYD” ekliyorlar. PKK tarafından Şanlıurfa’da zorla göç ettirilmek zorunda bırakılan Arap, Kürt aşiretleri terör örgütü PYD/PKK'ya tepki göstermek amacıyla hançerelerini zorlayarak ve bunu afişlere dökerek “Kahrolsun PKK&PYD” diye haykırıyorlar. PeKeKe severler için söyleyeyim, halk tüm bu ABD desteğindeki örgütleri PeKaKa'nın uzantısı, aynı amacı güden bir örgüt olarak betimliyor. Haberiniz olsun.”

Medyaya bakıyorum, burada meseleyi bilinçli ya da bilinçsiz olarak Kürtçe anlatma gayretkeşliği var. Konuşmalarınıza “PYD/YPG/YPJ/QSD/KCK” katmak sizleri sahaya çıkartmıyor. Biz çok biliyoruz, sahadaki sorunları da bir biliyoruz ki ye getirmiyor. Bir de elma ile armut karşılaştırılıyor. İşte bunun için bu konuya biraz daha açıklık getirmek istiyorum, bu makale kapsamında.

Evet sevgili okurlar, terör örgütünün bu örgütlenme sistematiği 2005 yılında değişikliğe gidilerek üst örgüt, bir çatı örgütü olarak ifade edilen “KCK” olarak betimlenmiştir. Bu şemsiye örgütün amacı Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de kısaca dört parçada Kürdistan’ı hedeflemektedir. Yani konuşmalarınızda “KCK” dediğinizde “Kürdistan Topluluklar Birliği” anlamında “Koma Ciwaken Kürdistan” sözcüklerini kısaltarak kullanıyorsunuz, demektir. Bu çatı örgütü de dört parçada Kürdistan topraklarının özellikle işgal altında olduğunu betimlemek adına PKK tarafından “Batı Kürdistan” anlamında “Rojava”; Doğu Kürdistan anlamında “Rojhildan”; Kuzey Kürdistan anlamında “Bakûr”; Güney Kürdistan anlamında ise “Başûr” olarak kullanılmaktadır. Bu çatı örgütlenmesinin altında örgütler ise sırasıyla, Türkiye’de sözcük anlamıyla “Kürdistan İşçi Partisi”  “PKK”, “Partiya Karkerên Kurdistanê “, İran’da kelime anlamıyla “Kürdistan Özgür Yaşam Partisi” “PJAK” “Partiya Jiyana Azad Kurdistanê “, Suriye’de kelime anlamıyla Demokratik Birlik. Partisi “PYD” “Partiya Yekîtiya Demokrat”dır. Irak’ta aynı zamanda özerklik de kazanmış olan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) onların diliyle Güney Kürdistan’da Mesut Barzani’nin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Irak'ın eski müteveffa cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi (KYB) ile 2013 seçimlerinde ikinci sırayı almış olan Değişim Hareketi (GORAN) Partisi bulunmaktadır. Barzani’nin ABD peşinde koşan yanlış politikaları nedeniyle bütün kazanımlarını yitiren, memurların maaşları bile ödenemeyen IKBY’de 111 sandalyeli Parlamento seçimleri Ekim 2018’de yapılmıştır.  Ekonomik kriz ve DAİŞ ile savaş yüzünden bir yıl ertelenen seçimlere katılım oranı düşük olan bu seçimlerde KDP ilk sıradaki yerini korurken en yakın rakibi müteveffa Başkan Talabani’nin partisi KYB ikinci sırada kalmıştır.

Şimdi gelelim bunların silahlı güçlerine. PKK’nın silahlı kuvveti “Halk Savunma Güçleri” anlamında “HPG” “Hêzên Parastina Gel”;  PYD’nin silahlı gücü “Halk Koruma Birlikleri”  anlamında “Yekîneyên Parastina Gel”; “YPG” ile Kadın Koruma Birlikleri anlamında  “Yekîneyên Parastina Jin” “YPJ”dir. Sincar bölgesi için bile Kadın Direniş Birlikleri anlamında “YBJ” ve Şengal Direniş Birlikleri anlamında YBŞ kullanılmaktadır. İran'da faaliyet yürüten PJAK'ın silahlı gücü ise Doğu Kürdistan Birlikleri anlamında “Yekîneyên Rojhilatê Kurdistan” “YRK”dir.  Büyük ölçüde İran Devrim Muhafızları Ordusuna karşı mücadelede gücünü yitirmiş, yeniden toparlanmaya çalışmakladır. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin silahlı gücü ise, “ölümü göze alan” anlamında Peşmerge’dir. Ama anımsayın, son Irak Rejim güçleri ile çıkan çatışmada Peşmergelerin, nasıl ölümü değil de kaçışı göze aldıklarını hep birlikte izledik. Çok da eleştirmemek gerekir, çatışma, muharebe, savaş etmek biraz değil, bütünüyle bir yüreklilik işi. Bunun için üniforma giyenlerde mangal kadar yürek olmasını zorunlu kılmaktadır.

Bir de Arapça kısaltmalar var ki,  o da evlere şenlik. Bunlar da birisi de hiç kuşkusuz YPG'nin yerine “Demokratik Suriye Güçleri” (DSG)’nin kullanılma gayretkeşliğidir. Türkiye “DSG”’yi YPG’nin Batıya karşı sevimli gelsin diye kullanılan özgürlük savaşçıları kalıbı içerisinde doğru bir şekilde algıladığı için, son zamanlarda hem AB(D) hem de “Suriye PeKaKa’sı tarafından ısrarla “Demokratik Suriye Güçleri” anlamında “Quwwat Suriya al-Dimoqratiyya” (QSD) olarak kullanılma çabaları görülmektedir. Bütün bu açıklamalardan sonra söylemem odur ki, tüm bu örgütler PKK'nın uzantısı, aynı amacı güden örgütlerdir. PKK, Irak dışında Suriye, İran’da bu boşluğu gördüğü için bu örgütlenmeğe el atmıştır. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi dışında kalan üç bölgedeki tüm bu örgütlerin kuruluş amaçları bölgelerinde Marksist / Leninist özerk bir yönetim tesis etmektir. Sözde Apocu ideolojilerini uluslararasılaştırmak ve Apo’ya özgürlük sağlamaktır. Unutmayalım, PYD’nin kuruluşunda PYD’nin esas komuta merkezi PKK’ya ait Kandil dağındaki Ayhan Kampıdır. PKK Yönetim Kurulu üyesi PKK Yönetim Kurulu Üyesi Muhammed Abdi Bin Halil kuruluşundan sonra PYD’nin bölgesinde eylemler yapmak üzere görevlendirilmiştir. PKK militanlarının çoğu PYD’nin üst düzey yöneticileridir. PYD eylemlerinin büyük çoğunluğu PKK tarafından planlanmakta icra edilmektedir.

Evet, Sevgili Okurlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Özgür Suriye Ordusunun aktif katılımı, iş birliği ve koordinasyonu olmadan bölgede henüz daha söndürülememiş olan ne DAİŞ ne de PKK'nın Suriye uzantısı maalesef Batı tarafından PKK gibi terör örgütü olarak tanınmayan PYD biter. Karamsar olmadan, enseyi karartmadan onlara inanalım.

Allah gazalarını mübarek etsin.

DİPNOT 

[1] Sedat Ergin, “ABD ve Fransa Suriye’de ne yapmak istiyor?”Hürriyet Gazetesi, 31 Mart 2018

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

17409717