4 Ekim 2022

Turgut GÜLER

Maddenin katılığında donup kalan insan, rûhunu besleyecek faaliyeti, bir türlü kotaramıyor. Ondan sonra da, meydânlar dolusu nârâ dinliyoruz. Son durakta, her şeyin aslına rücû’ edeceğini bilenler vakarla hareket ederken, bu âkibeti sürpriz görenler yıkılış senaryoları yazıyor. Neylersin, “acz” denen haslet, pek fazla insânî takılıyor...

Kelimelere yüklenen mânâ, insan neslinin maddecilik karşısındaki en mühim gâlibiyet nişânesidir. Etrâfımızı kuşatan eşya, tabiat, hayvanlar ve bitkiler, hep kelimeler sâyesinde mânâ iklîmine giriyor.

Taşa “taş”, pamuğa “pamuk”, buğdaya “buğday” kelimeleriyle etiket hazırlamamız, belki de hiç farkında olmadan bizi inisiyatif sâhibi yapıyor.

Hamlet’in meşhûr tirâdında arka arkaya üç def’a tekrârladığı:

“Kelimeler!”

nidâsı, aynı zamânda vâroluş formülüdür.

Kelimeler, söylemek ve yazmak içindir. Kur’ân’ın nâzil olan ilk âyetleri de, “oku!” emrini vermekte. Yâni, kelimelerin esrârını öğrenme ameliyesini “oku!” diyerek ilâhî renge bürümekte.

Kelime tâlimi yapmak, ilmin kapısının da tek anahtarı. İnsana üstünlük veren mümeyyiz vasıflar arasında, kelimelere âşinâ olmak, bir hayli öne çıkıyor. Daha da ileri giderek, rûyâ görmenin bile kelimelerle mümkün bulunduğunu söyleyelim. Çünkü rûyâya sebeb, vesîle, dekor ve netîce teşkîl eden her çeşit anlamayı ve anlatılmayı bekleyen durum, kelimeye muhtaçtır.

İnsan, kelimelere bu derecede irfân borçlu olduğuna göre, onların kıymetini de takdîr etmeli değil midir? Başka milletleri bilemeyiz, ama Türk milleti adına birileri, haylidir, kelimelere eziyet ediyor. Nesebi gayr-ı sahîh ve tufeylî gömleklerini, asır-dîde kelimelerimize zorla giydirmeye çalışıyor... Almanların Joseph Arthur’a yaptıkları gibi...

Esas adı Joseph Arthur olan Gobineau, şuûrlu bir Fransız olmasına rağmen, ona daha çok Almanlar sâhip çıktı. Târîhin garîb cilvelerinden biri olarak kayda geçen bu mes’ele, suyun, kaynağından uzaklaştıkça nasıl bulandığını gösteriyor.

Essai Sur l'Inégalité Des Races Humaines[1] adını verdiği eserinde, hiyerarşik bir ırk nazariyesi ortaya atan Gobineau, Ârîleri üstünlük menbaı bilir. Bu kalem ve düşünce erbâbı Fransız’a göre, Asya’da oturan Ârîler; Sâmî, Hâmî ve Zencîlerle; Avrupa’daki Ârîler de Keltlerle Slavlara karıştıkları için, sâfiyetlerini kaybetmişlerdir.

Gobineau’nun hesâbına bakarsak, geriye bozulmamış Ârî ırk temsîlcisi olarak bir tek “Germenler” kalmıştır. Ancak, bu Germen topluluğu, bugünkü Almanlar değil, İngiltere, Belçika ve Kuzey Fransa’da oturan sarışın ırk mensuplarıdır.

Gobincau, 19. yüzyılın ortasında bu sözleri kâğıda döktüğünde, pek dikkati çekmedi. Yaklaşık bir asır sonra, “Germen” tâbiri “Alman”a eşit sayılıp ihtirâslara payanda yapıldı.

Hiç kimsenin farkına varmadığı bir zamân diliminde, tamâmen Almanların tapu kaydı çıkardığı bir “Gobineauculuk” doktrini görüldü. Ludwig Schemann, Gobincauculuğu yaymak üzere bir dernek kurduğunda yıl 1894’dü ve “Nazi” kelimesinin Dünyâ’ya tehdîd nârâları gönderdiği devire en az otuz sene vardı.

Târîhî hesapların dört işlemi, bâzen kekeme oluyor...

 Dipnot

[1] İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Deneme

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: