Güncel Yazılar

Mehmet MAKSUDOĞLU

İnsanın anadilinden başka bir dil, hattâ diller öğrenmesi, çok güzel, faydalı, takdîr edilecek, imrenilecek bir iştir. Yalnız, kişi, önce kendi dilini iyi bilmelidir; insan hangi dili konuşuyorsa, hangi kültür içinde yoğrulmuşsa, artık o dilin, o kültürün bir parçası hâline gelmektedir.

Türkiye’mizde yabancı dil öğrenimi, öğretimi konusuna gelince, işin iyi anlaşılması için, nasıl ve nereden hareketle bu duruma geldiğimize bakmak gerekir.

Türk Yüzyılı kabul edilen Mîlâdî 16. Yüzyılda, okumuşlarımız, aydınlarımız, ilim dili olarak Arapça’yı, şiir dili olarak Farsça’yı öğreniyorlardı. İslâmî kavramlarla yoğrulmuş Osmanlı devri Türkçesi, geniş Osmanlı coğrafyasında bütün haşmetiyle hükümrandı.

Avrupa’daki, haklı olarak, 18. Yüzyıla kadar ‘adam yerine koymadığımız’ kişiler, dünyanın pek çok yerine gidip oraları sömürerek zenginleşmiş, teknik alanda ilerlemiş olarak karşımıza çıkınca, onlardan bir şeyler öğrenme ihtiyâcı duyduk, onların dillerini öğrenmeğe yöneldik, onlardan mühendislik ve tıp alanlarında öğreticiler getirdik.

Zamanla Fransızca öğrenimi yaygınlaştı. 19. Yüzyılda diplomasi dili Fransızca olmuştu, Fransız kültürü öyle baskın hâle gelmişti ki, Rusların o zamanki pâyitahtı Saint Petersburg’da, sarayda, Rusça değil, Fransızca konuşuluyordu. (Anadolu Selçuklu sultanlarının sarayında Farsça konuşulduğu gibi.) İngiltere, bu işin dışında idi. Sömürge topraklarında güneşin batmadığı imparatorluk, diline sâhip çıkıyordu.

Ondokuzuncu yüzyıl, Osmanlı okumuşlarında, üst tabakada bir yandan içten çürümenin görüldüğü, öbür yandan, Avrupa’lı karşısında duyulan aşağılık duygusunun zirve yaptığı acıklı bir devirdir. Osmanlı münevveri (aydını), ‘Fransızca bilmeyen eşektir’ diyordu. Târih bilgisi ve bilincinin eksikliği, onu böyle saçmalatıyordu. (Günümüzde de televizyon kanallarında saçmalayan, saçmaladığının farkında bile olmayan bâzı târih profesörleri ve ‘aydınlar’ da aynı durumdadırlar.) İkiyüz yıldır ağır baskısı altında kaldığımız kültür istilâsı sebebiyle, ‘sömürge aydını’ kafası taşımaktadırlar. Farkında bile olmadan, Osmanlı’ya, aynen Avrupalı’nın baktığı gibi bakmaktadırlar. Osmanlı ile kirli imparatorluk kelimesini, utanmadan yanyana getirebilmektedirler.

Osmanlı münevveri, ondokuzuncu yüzyılda öyle saçmalarken, bugün için bilinen en eski Türkçe sözlüğün 11. Yüzyılda yazılmış olduğunu, ondan yüzlerce yıl sonra bile Avrupa dillerinin bir sözlükten mahrûm olduğunu hâtırına bile getirmiyordu.

İkinci Dünya savaşından sonra da İngilizce yaygınlaştı. Biz Türkler, değişikliğe yatkın, istekli, rûhumuzun derinliklerinde müthiş bir özgüvene sâhip olduğumuz için, bâzı şeylere ehemmiyet vermeyiz, değişikliği hemen benimseriz. Bu durumu anlatan bir atasözümüz bile vardır :

Göçebe Türkün iti kente indiğinde Fârisi ürer. (Farsça havlar)

Bu, değişikliğe yatkınlık, aslında kötü bir şey değildir, yatkın olmamak, taşlaşmak, ibtidâiliktir, kendine güvensizliktir. Ancak, bâzan ölçüyü kaçırıyoruz, nerede duracağımızı kestiremiyoruz. Yabancı dil öğrenimi, bu konulardan biridir.

Geldiğimiz duruma baktığımızda, gördüğümüz manzara, konuşurken kelimeler arasına İngilizce laflar sokuşturan, Kültür Emperyalizmi altında uzun yıllar yaşamış da yeni bağımsız olmuş bir ülkenin aydınının hâlidir:

Kendi dilini, anadilini doğru dürüst bilmeyen, İngilizceye benzetilmek gibi, acınılacak bir aşağılık duygusunun dürtüsüyle, Türkçe kelimelerin sonlarına takılmış kulak tırmalayıcı –sel, -sal sesleriyle süslü (!) kelimeleri hiçbir rahatsızlık hissetmeden konuşan insanlar ...

Anaokuluna bile İngilizce dersi konulmasını yadırgamak şöyle dursun, öyle okulu üstün tutan bilinçsiz ana-babalar... Orta öğretimde bir yabancı dili, son yıllarda, seçmeli olarak yabancı dilleri müfredat programına almış, adının başında ‘millî’ sıfatı olan bir bakanlık ...

Sâdece bir soru : İngiltere’de, anaokulunda Almanca öğretirler mi? Fransa’da anaokulunda İngilizce veya Almanca öğretirler mi? Fransız Akademisi, yıllar önce, Fransızca’da da kullanılmağa başlanmış olan week end lafının kullanılmasını niçin yasakladı acaba?

Hadi, orta öğretimde Avrupalılar, zâten birbirine akraba olan yekdiğerinin dilini öğretiyor da, Almanya’da, İngilizce öğretim yapan kaç üniversite var? Hiç var mı? İngiltere’de, Fransızca veya Almanca öğretim yapan üniversite var mı? Fransa’da İngilizce veya Almanca öğreten üniversite?

Yabancı dili kimler öğrenmelidir? Her okumuşun öğrenmesi gerekir mi?

Önce bu sorulara cevap verilmeli, sonra, yabancı dil öğretmeni yetiştiren fakültelere, ihtiyaç duyulduğu kadar öğrenci kontenjanı verilmelidir.

Orta öğretimde, çocukların çoğunu kopyaya alıştırmaktan öteye gitmeyen yabancı dil dersleri kaldırılmalıdır.

Belli başlı illerde, yabancı dil öğretmenleri toplanmalı, dili gerçekten öğrenmek isteyen üniversite mensubu (öğrenci veya öğretim üyesi), iş adamı vb. kimselere bu merkezlerde istedikleri yabancı dil, bir yılda öğretilmelidir.

06 Ocak 2019

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

36349535