3 Temmuz 2022

Turgut GÜLER

Selçuklu şafağında, satıhtan bakan gözlere bile görünen bir sevimsiz kardeş kavgası vardır ve bu münâsebetsiz kavga, maalesef Türk devletleri arasında cereyân etmiştir. Oğuz Yabgu Devleti’nden ayrılarak Cend’e hicret eden Selçuk Bey ve emri altındaki Oğuz kitleleri, Sâmânoğulları’ndan istedikleri din adamları mârifetiyle Müslüman olduklarında, yanı başlarında duran Karahanlı ve Gazneli soydaşlarından destek yerine köstek gördüler. Selçuk Bey’in, İslâm dinini kabûlü ile başlayan ve hızı fevkalâde bir sür’ate ulaşan hâdiselerin akışı, bahsedilen kösteklerin git gide büyüdüğüne şâhit oluyordu.

Karahanlı ve Gazneli Türk devletlerinin, Selçuk Bey’e olan ve birkaç nesil süren adâvetleri, ilerleyen zamânla birlikte kîne dönüşecek, hattâ, Arslan Yabgu’ya kurulan pusu ile, Türk hasletlerine aslâ ve kat’â yakışmayan bir ihânet zirvesine çıkacaktır. Burada, bu iki Türk siyâsî teşkilâtının, yâni Karahanlı ve Gazneli devletlerinin Türk geçmişinde yer alan ve hepimize şeref bahşeden medenî hamlelerinden, kültür hazînelerinden tek tek bahsetmek, sözü uzatmaktan başka bir işe yaramaz. Bu devletler, benzer hamûleleriyle, Türk milletinin hâfızasına altın harflerle nakşedilmiştir. Kâşgarlı Mahmûd ve Yûsuf Hâs Hâcib misilli millî şahsiyetlerimizi, Karahanlı siyâsî yapısına borçlu olduğumuz gibi, Hind İklîmi’ndeki Türk hâkimiyetinin temel taşlarını da Gazneli Sultan Mahmûd’un strateji dehâsı sâyesinde attığımızın idrâkindeyiz. Bunları, şunun için tekrârlıyoruz: Karahanlı ve Gazneli, bizim öz geçmişimizin olmazsa olmaz rükünlerindendir. Lâkin, bunca haslet, vasıf ve imrenilecek hâllerine rağmen, bu iki Türk devletinin Selçuklu’ya bakışı, kat’iyyen tasvîb edilemez. Hele, sözünden dönmek ve misâfirini hapsetmek gibi fiilleri, bu mümtaz Türk devletlerinin hükümdârları ile aynı yere koymak, mümkün değildir.

Selçuk Bey’in vefâtından sonra Kınık Boyu’nun başına geçen Arslan Yabgu, babasının muhayyel plânlarını tatbîk etmeye niyetlendiğinde, Gazneli Sultan Mahmûd ile Karahanlı Yûsuf Kadır Hân, bunu, kendi devletlerinin istikbâlleri açısından büyük bir tehlike olarak görmüşler ve bir araya gelerek ortak bir hatt-ı hareket üzerinde anlaşmışlardı. Bu hükümdâr kavlinin esâsını, Arslan Yabgu’nun ortadan kaldırılması teşkîl ediyordu. Görüşmek, konuşmak, aradaki mes’eleleri hâlletmek gibi gerekçelerle dâvet ettikleri Arslan Yabgu’yu, girdiği çadırda derdest eden, bilâhare de Hindistan’daki Kâlincâr  Kalesi’ne hapseden Sultan Mahmûd ve Yûsuf Kadır Hân, Selçuk Bey’in bu adı gibi yüreği de arslan olan oğlunun, vücûdunun nemden çürüyerek ölmesine sebeb oldular. Şimdi, bu vahşet sahnesini, hangi kardeşliğe sığdırabileceğiz? Burada bahsi geçen tâlihsiz Arslan Yabgu, 1048 yılında Tuğrul Bey’in saltanatında bize Pasinler Zaferi’ni hediye eden iki Selçuklu şehzâdesinden biri olan Kutalmış Bey’in babasıdır. Kutalmış Bey ise, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu, İznik Fâtihi Süleyman Şâh’ın pederidir. O Süleyman Şâh, Türk’ün dilinde Kutalmışoğlu Süleyman Şâh adı ile tanınıp sevilmiştir.

Arslan Yabgu’ya revâ görülen Karahanlı ve Gazneli zulmü, hangi kardeşliğin izlerini taşımaktadır? Buna kardeşlik demek, mümkün müdür? Olsa olsa “düşman kardeşlik” denebilir…

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: