25 Haziran 2022

Turgut GÜLER

“Kafasızlık”la sıfatlandırılmak, yalnız fertler için değil, cemiyetler için de müthiş bir aşağılanma, horlanma tarzı. Fakat en acı kafasızlık ithâmı, beşeriyetin kendine yönelttiğidir. Burada, pişmanlıktan başlayarak, hemen her çeşit dövünme, hayıflanma rengi, tayf zenginliğine ulaşır.

Yakın ve uzak geçmişimizde, kafasızlığımızı Dünyâ tribünlerine seyrettiren o kadar çok hâdise var ki... Siyâsî ve askerî sâhalara âit kafasızlık sahîfeleri, bize bir hayli rakam saydırır, ama esas, günlük hayâtın sâdeliğine akseden oyalanmalarımız yürek yakıyor. Asırlar boyunca kendimizi uzak tuttuğumuz nice meslek yüzünden, aynı mekânı paylaştığımız gayr-ı müslimlere, patronluk bahş etmedik mi? Askerlik bile yaptırmadığımız bu ekallliyet mensuplarına, sonuna kadar tanınan hoşgörü, nihâyet hançer şeklinde bağrımıza, döşümüze saplanmadı mı?

Evet, kafasızlık tam mânâsıyla bir millî haslettir ve ne edersek edelim, millet bünyemize yapışmıştır. Demirbaş Şarl’ın keyfini temin için Petro’yu âzâd edişimiz veya Dömeke Zaferi’nin tes’îdi (!) maksadıyla Girid Adası’nı Yunan’a ikrâmımız gibi vitrine çıkmış kafasızlıklar, Balkan Harbi’nin aklı imhâ eden hesapsızlıkları yanında, bayağı ciddîye alınırlar.

 Fil, cüssesi başta olmak üzere, bütün insanlığı kendine bağlayan, adını Dünyâ dillerinin hepsine yazdıran özelliklere sâhip, Bu, mûnis canlının, târîh boyunca göründüğü yerler arasında, bir hayvan için hayli şaşırtıcı olan askerî galeriler de var. Hanibal’dan Ebrehe’ye, Timur’a uzanan ordulu yürüyüşlerde, fil birliklerinin, insan gözünü okşayan âhenkli adımları, yirminci asrın tank paletlerine, tanıdık selâmı göndermiyorlar mı?

Timur’un şahsî târîhi demek olan “Tüzükât-ı Timur Gürkân”da, Ankara Muhârebesi’ne tekaddüm eden günlerde, Koçhisâr (Kızıltepe)’la Mardin arasındaki gür ormanlarda, Semerkand Hâkimi’nin, filleri nasıl sakladığı anlatılıyor.

Şu ânda, bahsedilen yerde, bırakın gümrâh ormanı, maki boyundaki çalılara bile rastlanmıyor. İnsan eliyle ve aklıyla, tabiatın yok edilişinin en göze görünür misâllerinden biri, işte bu, Mardin- Kızıltepe civârındaki muhayyel orman (!) varlığıdır.

Ankara Muhârebesi’nin, Türk târîhi içindeki mevkiini ve bilhassa Osmanlı Devleti’ni ilgilendiren netîcelerini sayarken, bir vakitler fil barındırılan ormanların, hakîkat ötesine gönderilişini de, ayrıca kaydetmek lâzımdır.

Fil deyip geçmeyin. Bâzen hortumu, bâzen de dişi ile oyalanır, takvimden yaprak kopartırız...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: