7 Aralık 2022

Turgut GÜLER

Feryâd etmek, bâzen suç üstü delîli sayılıyor. Yâni, her çığlığı basanın mâsûm ve de mağdûr olmadığı kanaati, aklın eyerine oturuyor.

Ne zamân Dünyâ’yı saran, sarsan bir ekonomik sıkıntıdan bahsedilse, Türkiye’nin piyasa aktörleri, bağırıp çağırmaya başlıyorlar. Ekonominin işâret okları hangi yöne giderse gitsin, devamlı kazanan “hep bana”cılar, duruma el koymuşlar. İşin garîbi, gözyaşı dökme şampiyonasında finişe en yakın olanlar da onlar.

Memleketin, kendi yağıyla kavrulan ezici ekseriyeti, bu mâlî vaziyetin haberlerini gözü ve kulağı ile tâkib edip her zamânki vakarı içinde günlük hayâtını sürdürüyor. Sâde ve sokaktaki vatandaş için “ekonomik kriz”, evvelinde de, âhirinde de “medyatik malzeme”nin ötesine geçmiyor.

Aynı arastada icrâ-yı meslek eden esnâfdan, nafakasını temin ile şükre yönelip siftahsız komşusuna müşteri gönderen atalarımız vardı. Bize ne oldu da:

“Her şey sonuna kadar ve tamâmen benim olsun”

diye tepiniyoruz?

Bölüşmek, paylaşmak, acıya-sevince ortak olmak başlıklarını sosyal klişeli kürsülere hediye eden Müslüman-Türk geleneği, hangi aşılmaz dağın arkasında kaldı?

Rakamların diline bakarak devirdiğimiz günler, gönlümüzü, yüreğimizi paslandırıyor. Fakat bunu hakkıyla ifâde edecek edebiyâtımız kalmadı.

Edebiyât tedrisâtı, sizlere ömür. Bu cenâze tedârikinde pek çok sebep rol oynadı, ama üniversite imtihânındaki komprime soru şekli, elebaşılığı inhisârına aldı. Test tarzındaki ve çoktan seçmeli cevâba dayalı imtihân, “edebiyât”ın rûhunu kuruttu.

Aynı imtihânın ortaöğretime âyârlanmış biçimi, Türk çocuğunun beyin faaliyetini, daha yeşerme imkânı bulamadan dumûra uğrattı.

Artık, gazel, kasîde lezzetiyle tanışmak, hayâl ötesine uçuruldu. Reşat Nûri’nin, Yakup Kadri’nin duru ve nâmuslu Türkçelerine, “sâdeleştirme” bahânesiyle balta sallayan iz’âna da rahmet okutacak bir “edebiyâtsızlığı”, gözümüzün içine sokuyorlar.

Hâlbuki bir milletin büyüklüğüne esâs olan kıstaslar; soldan sağa da, yukarıdan aşağı da “edeb”den başlar. “Edeb”siz bir söz kalabalığına, hangi insâf ölçüleriyle “edebiyât” ruhsatı vereceksin?

Alnımıza yapıştırılan ve kaderimizmiş gibi lânse edilen terbiyesizlik, aslâ “edebiyât” bahçesine giremez. Ecdâdın, “edeb yâ Hû!” sitemini, ucuz bahâya satın alıp, “hangi edeb?” soytarılığına karıştıranlar, düzine hesâbıyla Nobel alsalar, ne yazar?

Bu memlekette, “yeni” etiketiyle takdîm edilen nice züppelik, “eski”nin ağırlığına tahammül edemeyecek hafiflik ve basitliklere düştü. O, zillet zelzelesine tutulan edebsizlik ehli, bir gün kendilerine lâzım olacak “insâniyet”i, mezârdan kaldıracakları “edebiyât”dan isteyecekler...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: