7 Ekim 2022

 

 

Turgut GÜLER

14 Haziran 1905 Çarşamba günü,[1]Karadeniz’deki Rus donanmasına mensup Potemkin zırhlısında, “ Kurtlu et yemek istemiyoruz! “diyen subay ve askerler isyân etmiş, hâdise üzerine, Türk sularında da bir takım tedbîrler alınmıştı.

Rus isyan fotoğrafında öne çıkan husûs, kurtlu et değildir. Her ne kadar isyânın sebebi, böyle bir et târifine bağlanmış ise de, bunun yerine pekâlâ başka mahrûmiyet cümleleri de geçebilirdi.

1905’de Rusya, Japonya ile savaş hâlindedir ve 1917’deki Bolşevik İhtilâli’nin alt yapısı, yavaş yavaş teşekkül etmek üzeredir. Zirâî istihsâlin iyice düştüğü, kıtlık noktasına her gün biraz daha yaklaşıldığı bir zamânda, belki kurtlu eti bulmak da saâdetten sayılabilirdi.

1877 yılında 93 Harbi ile başlayan ve 1922’ye kadar, çok kısa fâsılalarla devâm eden savaşlı yıllarda; Türk askerinin cephede, sivil halkın da cephe gerisinde yediklerine, içtiklerine bakarsanız, Potemkin mürettebâtının bulup da bunadığı kanaatine, kolayca varırsınız.

Yokluk ve kıtlık karşısında isyân eden bir ordu, aslî vazîfesini hakkıyla yapabilir mi? Zâten, Rusya’nın târîh boyunca muvaffakiyet diye ortaya koyduğu fiiller, hep rakîblerinin zaafı sâyesinde kazanılmamış mıdır? Timur’un Toktamış Hân ve Yıldırım Bâyezîd’i alt etmesiyle bahtı açılan Rusların, etini bilemeyiz, ama siyâsî târîhleri bir hayli kurtlu. Potemkin zırhlısından günümüze kalan da, yine bu kurtlar…

Portekiz Kralı Altıncı Joao, memleketini Napolyon’un işgâl etmesi üzerine, hükûmet merkezini Brezilya’ya nakletmişti. Rio de Janeiro, 1807-1821 arasında Portekiz’in resmî başşehri olmuştu.

Târîhde, ülkesini kaybederek gurbete düşen başka hükümdârlar da bulunuyor. Celâleddin Hârezmşâh, hemen ilk akla gelen, tanıdık bir sîmâ. Cengiz ordularının Asya ve Avrupa’yı kasıp kavurduğu XIII. yüzyıl başında, bu sele kapılan devletlerden biri de Hârezmşâhlar idi.

Ülkesi Cengiz’in pençesine giren Celâl, ordusunu alıp diyâr diyâr dolaşmaya başlamıştı. Nâmık Kemâl, bu bahtsız Türk Hânı’nı anlattığı eserinde, târîhî romantizmin en güzel örneklerinden birini vererek, Celâl’le birlikte kendi adını da yüceltmiştir.

Hem Altıncı Joao’da, hem de Ceâleddin Hârezmşâh’da“felâket ânında sağlıklı düşünme”, ortak özellik şeklinde beliriyor. Portekiz Kralı’nın tâlihi, denizaşırı bir sömürgesi de olsa, gidecek yerinin bulunmasıydı. Oysa Celâl’in adım attığı her yer, başkalarına âitti. En sonunda, kardeş bildiği Alâeddin Keykubâd’ın yanına, Anadolu’ya geldi. Fakat Ertuğrul Gâzî kumandasındaki Kayı alplarının da yardımıyla Alâeddin, Celâl’e bir güzel kardeş dayağı attı.

Zavallı Celâl, ordusunu kaybedince, bî-mekânlığına bî-kesliği de ekledi. Harâmîlerin kılıçları ile boynu vurulup bu Dünyâ’dan göçtüğünde, Cengiz’in adımları Anadolu’dan da duyulmaya başlamıştı.

Kardeşliğin kıymetini bilmeyenlere, bu, çok acı şekilde öğretiliyor,  başımıza ya çorap örülüyor, ya çuval geçiriliyor veyâ balyoz iniyor. Bir vakitler, bütün Dünyâ bizim bâzû gücümüz önünde baş eğip diz çöküyordu.

---------------------- 

[1]10 Rebîülevvel 1323 Çarşamba

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: