17 Ağustos 2022

Kafa karışıklığı, tedâvîsi son derece güç bir illettir. En yakın ve en hafif etkisi, kişiyi gülünç duruma düşürmesi ve eğlence konusu yapmasıdır. Kişinin bütün işlerini karmakarışık, içinden çıkılmaz hâle getirmesi, onu, hayâtı boyunca en basît konularda bile bocalamağa mahkûm etmesi, artçı sarsıntılardır.

İnsanımızın “kafa karışıklığı” 1838 yılında ilân edilen Tanzîmât’la başlar. Evet, yenilenmeğe ihtiyaç vardı; ama, ‘tanzîm’ (düzenleme) yapılırken, kendi hâlimize bırakılmadık. Yüzyıllardır savaştığımız düvel-i muazzama işe burnunu soktu, tanzimlerin nasıl olması gerektiğini âdetâ dikte etti. 17 yaşındaki Abdülmecîd, mason sadrâzam Mustafa Reşîd Paşa’nın hazırladığı metni Gülhâne’de ilân etti.

İkinci darbe, 1856 yılındaki islâhâtla geldi : Gayrı Müslimlerin ödediği cizye kaldırıldı, Müslümanların yüzyıllar boyunca, Müslüman olmayanlar için kullanageldiği kâfir (apaçık İslâm Gerçeğini örten) kelimesini kullanmak, Müslümanlara yasak edildi. Bir karikatürde, bu durum şöyle gösterilmişti: Bir gayrı müslim, kendisine ‘gâvur’ (kâfir’in halk ağzındaki söylenişi) diyen Müslümanı şikâyet etmiş. Karakol görevlisi, Müslümana diyor ki :

“Hâlâ anlatamadık mı! Artık gâvura gâvur demek yasak!”

Kırılma noktaları, 1876, 1908 yıllarıyla devâm etti ve bu günlere geldik. Artık, bu topraklarda yaşayan herkes, kimyâ’daki deyimlerle, renksiz, kokususuz, tatsız birer kişi oldu; öyle ki, fitnevizyon’daki filmlerin etkisiyle, çocuklarına yabancıların adlarını koyanlar oldu. Halbuki, isim, son derece mühimdir; devlet için bayrak ne ise, şahıs için isim odur. Öyle ki, Arapça’da ‘alem; hem bayrak, hem de özel isim (şahıs ismi) demektir.

Bu kimliksizlik o raddeye vardı ki, artık içimizdeki bâzıları için, tamâmen islâmî bir deyim olan, “Kâinâtın Yaratıcısının buyruklarını yeryüzünde hâkim kılmak uğruna savaşan, kutlu savaş, cihâd’da yer alan asker” demek olan GÂZİ sıfatı, lâkabı; İslâm’a yabancı, hattâ İslâm’a ve Müslümanlara düşman yabancı askerler için kullanılmağa başlanmıştır ve daha da acı ve düşündürücü olan, o gazeteleri okuyan Müslümanlardan o, okudukları gazetelere yönelik hiçbir tepkinin gelmemiş olmasıdır. Meselâ o gazeteye telefon açıp bu fâhiş hatâ hatırlatılabilir Evet şuur (bilinç) diri ile ölü arasındaki farktır.

Evet, Afganistan’da birçok Müslümanın katili Amerikalı asker, “veteran” (eski asker, tecrübeli asker) kelimesini tercüme etme zahmetine katlanmayan karışık kafa eliyle “gâzi" oluyor.

Böyle cehl-i mürekkeb (hem bilmemek, hem de bilmediğini bilmemek) sâhibi kimesnelerin, yüzbinlere hitâb eden medya kuruluşlarında sorumluluk sâhibi (!), yetkili olmaları da ayrıca düşündürücüdür. Kendi kafalarının karışıklığını yüzbinlere bulaştırmaktadırlar.

 

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: