7 Aralık 2022

Turgut GÜLER

Üsküdar sâhilinde, adını taşıyan külliyeyi Mîmâr Sinan’a yaptıran Şemsî Ahmed Paşa, İsfendiyâr Hânedânı’ndandır. Kastamonu Beyi Kızıl Ahmed Paşa’nın torunu, Mîrzâ Paşa’nın da oğlu olan Şemsî Paşa, Enderûn’dan yetişmiştir. Avcıbaşı, bölük ağası, müteferrika, sipâhîler ağası gibi vazîfelerde bulunduktan sonra bir müddet Şâm’da kalmış, Anadolu ve Rûmeli beylerbeyliklerinde kendini kabûl ettirmiş, nihâyet Sultan İkinci Selîm zamânında vezirlik pâyesine ulaşmıştır.

Şemsî Paşa, İkinci Selim Hân’ın musâhibliğini de yapmıştır. Sultan Üçüncü Murâd’ın itimâdını kazanmasını da bilen Paşa, külliyenin tamamlandığını Dünyâ gözüyle gördüğü günlerde vefât etmiştir (1580).

Câmiin kapısına Şemsî Paşa’yı tanıtan ve resmî bir dâire mârifetiyle yazdırıldığı belli olan levhada, maalesef, “musâhib”yerine “muhâsib”denilmiş. Uzun zamândır, bu kelime yanlışlığı düzeltilmedi.

Şemsî Paşa Külliyesi’nin sembolü, elbette câmidir. Mîmâr Sinan’ın eserleri arasında “en küçük câmi”olma özelliğini taşıyan Şemsî Paşa veyâ halk dilindeki adıyla Kuşkonmaz Câmii, ebâdının aksine pek güzel ve zarif bir mimârî seziştir.

Koca Sinan’ın, İstanbul’un her iki yakasına damga vuran eserlerinin tamâmını içine alan bir irtifâdan elde edilecek tablo, ne kadar muhteşem görünür. İşte bu tablonun alt köşesindeki imzâ, Şemsî Paşa Câmii’dir. Sinan, sanki küçük câmi yapma iddiâsına girmiş bir profesyonel yarışçı edâsıyla, minyatürcülüğe soyunmuştur.

Dünyâ Mîmârlığının iftihar kaynağı Sinan, Şemsî Paşa Külliyesi ile eserin fizikî ölçülerinin küçülmesinin, san’at değerini nasıl yücelttiğini; hem göstermiş. hem de bilmeyenlere bunu öğretmiştir. Bu külliyenin bulunduğu yer, hârikulâde bir peyzaj görüntüsündedir. Eserle manzara birbirini tamamladığında,“muhteşem”tâbiri mahcûb olur. Sinan ufkunun göğe ve suya bakışından husûle gelen daha nice kanat çırpışı var ki, her biri ayrı tonda, ayrı frekansda saltanat kurmuş.

“Kuşkonmaz”isminin bu külliyeye ve sâhaya alem olmasının, halkiyâta girmiş rivâyetleri, el’ân kulaklarda dolaşıyor. Sinan gibi mimârın olacak; zamâna da, zemîne de gönül hoşlukları yaşatacak muazzam bir san’at vesîlesi, bizim coğrafyamıza doğacak ve bugünün perîşân ötesi tablosuna mâzeret aranacak... Cehâlet, nedâmet, hamâkat, gaflet vb. menfî mânâlı kelimelerin hepsi bir araya gelse, Sinan’a rağmen sâhip olduğumuz kabalığı izâh edemez. Deveye hendek atlatılabilir, ama bizim bîgânelere târîh anlatılamaz.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: