26 Haziran 2022

Turgut GÜLER

Temmuz ayı geldiğinde, sanki hak etmişiz gibi “Dil Bayrâmı”sevinmelerine yelteniyoruz. Hangi yüzle ve hangi dille? Katledilen, kırpıla kırpıla kuşa döndürülen, mâzisi ile bütün irtibâtı kesilen bir dilin bayramı mı olur? Eğer oluyorsa, bu bayram, Türkçenin ortadan kaldırılışına zil takıp oynayanların bayramıdır.

Her dilin, târîhî seyri içinde kendiliğinden meydâna gelen bir sâdeleşme ve değişme mâcerâsı vardır. Geçen asra kadar, Türkçe de bu tabiî seyre uygun ömür sürmüştü. Fakat son yetmiş, seksen senelik dil hikâyesi, Türkçe için pek dramatik oldu. Ne kadar eli baltalı, testereli dil cânisi varsa, yerli-yabancı ayırımı yapmaksızın Türkçe’nin üstüne çullandılar. Hemen bütün mes’elelerde “millî”duruşu kara listeye alan mâlûm zihniyet, ne hikmetse, Türkçenin kelimeleri söz konusu olunca, “milliyetçi”kesildi.

Bu dil öğütücülerin mantığı “niye Türkçe uğruna renk ve mezheb değiştiriyor?”demeyin. Zîrâ ortada zannedildiği gibi değişiklik falan yok. Türk’ün cümle varlığına kastedenlerin hesâbında, klân diline dönüştürülmüş, teneke sesi mertebesinde bir Türkçe var.

Medenî ve edebî sâhada “hiç”olmuş Türkçe, merâmını anlatamayınca, boşluğu yabancı dil istilâsı ile doldurma gayretkeşliği başladı. Şimdi, bütün sür’ati ile bu safhayı yaşıyoruz.

Türkçenin canına okuyanlar; o kadar plânlı, programlı çalıştılar ki, devletin en muhkem kalelerini fethedip zafer turları attılar. Radyo, televizyon, gazete dili “tamtam”laşınca feryâd edenler, en alt seviyeden üniversiteye kadar imtihân repertuvarının, ayağımızın altından kaydırıldığını göremediler. Derken, ders müfredâtı ve kitabı da aynı kabîle lisânı ile yazılıp, zafer işâreti gözümüze sokuldu.

Siz hiç adı “Enerji ve Tabiî Kaynaklar” olan bakanlığın, bütün yazışmalarında “tabiî”kelimesini kurbân ettiğini düşündünüz mü? Yine, “millî”unvânını taşıyan başka resmî müesseselerin, bu tâbire dublör kullandırdıklarını fark ettiniz mi?

Bayram, Türkçenin neyine?.. Vaktiyle - o da berrak durmayan - bir fermân yayınlandı da, Türkçe resmî devlet dili oldu diye temcid pilâvları yapmanın hiç mânâsı kalmadı. Bayram; sevincin, neş’enin ve kutlamanın ifâdesidir. Allâh aşkına, “Dil Bayramı”ile neyi kutluyoruz?

Yûnus’un, Süleyman Çelebî’nin, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin, Fuzûlî’nin, Bâkî’nin, Nedîm’in, Şeyh Gâlib’in, Yahyâ Kemâl’in kemiklerini sızlatmadan, kutlanacak bir muvaffakiyet kazanalım. Yâni, bayrâmı hak edelim...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: