4 Ekim 2022

Turgut GÜLER

Dilimize yerleşmiş ve misâfirlikleri ev sâhipliğine dönüşmüş kelimelerin lâfta kalan yabancılığı gibi, kültür havuzumuza su olup akan bizim yabancıları da dâirenin içine rabtetmek gerekiyor. Bunlardan biri, Albert Bobowsky (Ali Ufkî Dede)’dir. Sultan Dördüncü Mehmed’in tercümanlığını yapmış bir Leh mühtedîsi olan ve Enderûn’da terbiye edilip yetiştirilen Ali Ufkî, Türkçenin yanı sıra Doğu ve Batı dillerinden birçoğunu öğrenmiş, tercümeler yapmış; gramer, hâtırât, şiir türlerinde eserler kaleme almış; minyatürle uğraşmış, besteler vücûda getirmiş, santur virtüozu hezâr-fen bir Osmanlı münevveridir.

Ali Ufkî’nin en dikkate değer eseri, aslı Londra’da British Museum’de bulunan Mecmûa-i Sâz ü Söz adlı edvâr’ıdır. Klâsik Türk mûsıkîsinin kaaidelerini inceleyen akademik eserlere edvâr deniliyor. Ufkî Dede, ilk def’a klâsik ve halk mûsıkîsi tarzındaki Türk bestelerini Batı usûlü nota ile bu mecmûada tesbît etmiştir.

Sultan Dördüncü Murâd Hân’a âit ve: 

“Uyan ey gözlerim gafletden uyan!”

diye başlayan meşhûr eviç ilâhi de bu edvârda yer almaktadır. 

Son zamânlarda, tasavvûfî mûsıkî programlarının vazgeçilmez ilâhileri arasına giren bu eserin bestesinin, Ali Ufkî tarafından yapıldığı söyleniyor. Lâkin güftekârı gibi, bestekârının da Türk Hükümdârı olma ihtimâli uzak değil.

Türkçeye yapılan Kitâb-ı Mukaddestercümesi ile Hz.Dâvûd’un on dört mezmûrunun İbrânîceden dilimize aktarılması ve nota ile tesbîti işleri hep Ali Ufkî imzâsını taşıyor. 

Ayrıca, Lâtince kaleme alınan Türkçe Gramer, Fransızca yazılan Dialogues en Français et en Turc(Fransızca-Türkçe Mükâleme Kitabı) ile Çek filozofu Johann Amos Comenius’un Janna Linguarum Reserata Aurea(Dillerin Altın Kapısı) isimli eserinin Türkçeye kazandırılması, Albert Bobowsky’nin, nâm-ı diğer Ali Ufkî Dede’nin, 1675’lere tesâdüf eden vefâtından önce bitirdiği işler arasında yerlerini almışlar.

Kâtib Çelebîve Ahmed Cevdet Paşa’ya mâdenbakımından pek benzeyen Ufkî Dede, çalışma ve gayret disiplinini, ömür boyu elden bırakmamıştır.

Hayat hikâyesinde, elbette aslına rücû’ eden âmâli vardır. Lâkin, onun Türk san’at ve ilim hayâtına düşen gölgesi hep hayırla anılmayı hak edecek güzelliktedir. O, artık bizim Albert’imiz, yâni, Ali’miz olmuştur… Aliş’imiz demek, belki daha isâbetlidir.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: