Güncel Yazılar

Nilgün DAĞ

Hayatımın son iki yılını bir kitap olarak derlemem istenseydi, ortaya tematik bütünlüğü olan birkaç triloji çıkardı. Ve ilki, tahrip ve tarumar edilen üç kıymet[lim] üzerine olurdu. Bu üç kıymetin ortak noktası, hepsinin de uzun bir yaratım süreci gerektirmesidir...

İlk kıymet[lim]: Söz! Bir başlangıç noktasıdır, söz. Söz’le vücut bulmuştur cümle mevcudat. Eğriyi doğruyla değiştirecek, kaosu bitirecek, insanı dönüştürecek kudret vardır onda. Yıkıcı bir gücü olduğu da muhakkaktır. Gönül kalesi onunla kurulur, onunla yıkılır. Çiftler onunla birbirlerine bağlanırlar.Bağlayıcılığı olan bir beyandır, söz. Ve güveni perçinleyen moral bir değerdir! Zamana meydan okuyan, değişime direnen bildirimlerdir.Ve anla[ş]manın asgari şartıdır. Söz’ün aradan çekilmesi, zamana bir suikasttır ve en hassas teslimiyet şekli olan güven bağını sarsmaktır!... 

Ki ikinci kıymet[lim]: Güven’dir! Güven yokuşunu tırmanmak zordur. Bir varış noktasıdır o. Hem duygusal hem de mantıksal bir eylemdir. Onu çevreleyen birçok his vardır: Eminlik, teslimiyet, inanç gibi... Naif ve kırılgandır. Paranoyanın panzehiridir. Değer sistemi içerisinde telafisi olmayan belki tek niteliktir. O yüzden yokluğu derin bir boşluktur. Bir derece meselesi olduğu iddia edilir ama bence “var” ya da “yok” kadar kati bir durumdur... 

Ve en kıymetli[m]: Zaman! Değerli bir kaynak o. En büyük sermaye. Daha’sız bir armağan. Ve ne yazık ki en çok zayi edilen nimet! Halbuki; “Hayat öyle kısa ki; tartışmalara, özür dilemelere, kıskançlıklara, hesap sormalara zaman yok! Sadece sevmek için zaman var ve bunun için sadece bir “an”!”[1]...

Yazık ki;

Ne “insan[lık]” yetti, 

Ne “an/zaman” kâfi geldi, 

Ne de sevgi adınla vasıflandı!  

Üç kıymet[lim] de çok yoruldu!...

İki Perdelik Dram: Yazmak ve Hakikat

Yazmak, “insanın aklına başka bir beden veriyor” der Connie Palmen. Çok doğru! İnsanı bir nebze sağaltır, yazmak. Zihnini ve kendini açmanın keyfini yaşatır. Bir düşün mesaisi yaptırır. Zor bir uğraştır, yazmak. Yan tarafa cümle düşürmeden, kelimeler arasında boşluk bırakmadan, farklı yerlerden gelen fikirleri oraya buraya savurmadan birbirinin üzerine dikişlemek ve her satırda imtizaca kavuşturmak hayli güçtür. 

İnsanı yazmaya iten dürtü herkeste farklıdır. Ve çoğu kimse niçin yazdığını açıklayamaz. Ama herkes farklı bir sebepten[2]ötürü yazar. Kesin bir açıklamasını yapmak zor olduğundan bu soru çoğunluk muğlak ve bulanık bir yanıtla karşılık bulur. Kalplere dokunmak ve zihinleri etkilemek gayesiyle yazanlar da vardır, okurun zihnine düğüm atmak amacı ve ikazıyla yazanlar da. Cioran’a neden yazdığı sorulduğunda, “bağırmamak ve çığlık atmamak için” yanıtını vermiştir. Onun için yazmak bir nevi iç dökümüdür. Benim içinse hakikatin peşine düşmek, hakikatle buluşmak, hakikati savunmak[3]ve yaşamak için bir imkândır, yazmak. 

Ne yazık ki hakikati bükmek, içinde bulunduğumuz çağın en büyük faciasıdır! Adına post truth [hakikat sonrası] denilen bu çağda, hakikatin ve gerçeğin peşine takılıp gitmek anlamsız bir çabadır. Esas olan, hakikat mitleri üretmek ve kurgusal hakikatler inşa etmektir! Bu çağın egemen paradigması, hakikati keyfileştirmek ve rastgeleleştirmektir. Nihai amaç, kurgusal ve spekülatif bir kavrayışı hakikate öncelemek, hakikat pazarında müşteri toplamak ve hakikat çıkmazında dünyadan ukbaya bir koridor açmaktır...

Yazık ki, hakikat gibi bir derdimiz kalmadı. Hayatlarımızda hakikatin bir önemi de. Hakikati sadece bir tek kişi söylüyor artık: Tiyatro sahnesindeki “deli”! O deliye ve sizi o deli’den haberdar edene bigâne kalmamanız dileğiyle...

İyi haftalar...

 

[1]Mark Twain’e ait bir söz.

[2]Özlemi dindirmek, belleği diri tutmak, başkaldırmak, kaybolmak...

[3]A. Murat Aytaç Hocanın güzel bir tespiti var, der ki: “Hakikatin kendinden menkul bir enerjisi yoktur, hakikati savunmak gerekir.”. Yazmak, pekâlâ hakikati savunma biçimi olabilir.  

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32967511