Güncel Yazılar

Prof. Dr. Orhan ARSLAN

(1)

Namaz, Rabbimizle günde beş defa “Ahid Tazelemedir.”

Fatiha Suresinde “Yalnız Sana inanır, yalnız Senden yardım isteriz” diyerek  “Kalu Bela” sözleşmesini çokça tekrar etmektir.

Namaz, günlük faaliyetlerimiz hakkında düzenli olarak Rabbimize hesap verme, hayatımızı çek etme ve enerji yüklemektir.

Beş vakitte “Hayat arası namazdan, namaz arası hayat” çizgisine ulaşabilmektir.

Özetle namaz, hayatı ciddiye almaktır.

(2)

Namaz duadır. Kul, başına bir iş geldiğinde “En Nasir”den sabır ve namaz ile yardım ister (Bakara 2/45).”

Bu duaya Rabbimiz o kadar sevinir ki, anında karşılık verir; dua ile kılınan namaz Miraç olur.

Müthiş bir sinerjidir bu.

Namaz kılan Mümin, ömür boyu on binlerce defa miraca yükselir. Her defasında Rabbimizden şu müjdeyi alır: “Gelecek endişesi taşıma, geçmişten de hüzün duyma (Bakara 2/277).”

Daha ne istesin ki?

Gönlü esenlikle dolar. Rabbani bir huzura yelken açar. Güven ikliminde mutluluk ve kurtuluş müjdesiyle yaşar da yaşar. İki cihanda da…

 

(3)

Namaz Allah ile diyalogdur.

Kur’an İnsanın Allah’la konuşmasıdır. Allah, Kur’an’da muhatapları ile karşılıklı konuşur.

“Namazın içini boşaltarak zayi ettiler, zevklerin peşine düştüler (Meryem 19/59).”  Ve Allah ile diyalogu kaybettiler.

Öyleyse Yaratan ile konuş namazda ve namazın içini doldur.

Fatiha, namazı Allah’la kul arasında doyumsuz ve samimi sohbete dönüştüren müstesna bir imkândır. Bir Allah, bir sen: Buyur, sohbet senin. Konuş!

Fatiha’yı şöyle bir 15 dk süre içinde, sohbet üslubunda okur musunuz namazda!

Bil ki namazın asıl amacı, Allah ile diyalog kurmak, ondan yardım istemektir.

Yaratanla diyalog her zaman kurulur elbet, ama en iyi namazda kurulur.

(4)

Namaz istiazedir; Allah’a sığınmadır, korunmadır.

Namaz, emniyetin, emanın, Hakk’a ilticanın ilâhî referansıdır.

Darlandın mı? Dünyalara mı sığmıyorsun? İçindeki fırtınalarla baş mı edemiyorsun, hiç mi umut kalmadı?

Üzülme, Allah’ımız 99 Esmasıyla seni bekliyor; al bir abdest, dur Huzura.

Canın hangi Esmayı istiyorsa ona sarıl: rahmete, şefkate, merhamete, vekâlete, mağfirete, kudrete, azamete, nusrete, galibiyete, velayete, kudsiyete, hayatiyete…

Artık selamet hattındasın, güvenlik kervanına katıldın, ferahlık limanındasın.

Ve şimdi O’nu övmelisin: “Âlemlerin Rabbi olan Ulu Allah’ım; Seni sınırsızca övüyor ve çok seviyorum.”

(5)

Namaz İkame edilir.

Kur’an, “namaz kılmaktan” değil , “namazı ikame etmekten” bahseder.

İkame; namazı ciddiye almaktır.

İkame; doğru dürüst yapmak ve hakkının vermektir.

Yaratanın huzurunda olmanın bilinciyle huşû duymaktır.

İkame; namazı amacına uygun olarak bedenine, ruhuna, kalbine ve hayatına sindirmektir.

Namazdan sonra; “Oh be! Ne güzel namaz kılmışım” diyerek, onu sahiplenebilmektir.

(6)

Namaz kazaya bırakılmaz.

Namaz kılmamanın mazereti yoktur. Namaz vaktin ibadetidir, vaktinde kılınır.

Sonra ileride kılarım diye namaza borçlanılmaz.

Namazı kılmayan Allah ile randevusuna gitmemiş, Yaratanını bekletmiştir. Çok ayıp etmiştir, günah işlemiştir.

Ancak, namaz randevuları günde beş vakit ömür boyu devem etmektedir.

Randevusuna gitmeyen, ayıbı ve günahı için Rabbimizden samimi olarak özür diler, tevbe eder, af ve bağışlanma diler. Bir sonraki randevulara mutlaka geleceğine dair Gafur, Gaffar ve Afuv olan Allah’a halini arz eder.

Sadece uyku ve unutma halinde (ki, bunlar bilinç dışılıktır), kılınmayan namaz kaza edilebilir, bu da kaza değil, edadır.

Namazın kazası yoktur, edası vardır.

(7)

Namaz günde 5 vakittir.

Kur’an’da pek çok ayette ( Kaf 50/39, Taha 20/130, İsra 17/78, Hud 11/114, Rum 30/17-18 ve Bakara 2/238) beş vakit namaz duyurulur.

Yine Kur’an’da, güneşin hareketlerinden oluşan namaz vakitleri (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) açık isimleriyle yer alır ve namazdaki hareketler ile okunacak ayet ve dualar öğretilir.

Namaz bütün Peygamberlerin ortak ibadetidir ve nasıl kılınacağı hep bilinmektedir.

Rabbimiz, öğle namazının son vaktiyle, ikindinin ilk vaktini; aynı şekilde akşamın son vaktiyle yatsının ilk vaktini Kur’an’a koymamış. Yani öğle ile ikindinin, akşamla yatsının ihtiyaç halinde cem yapılabileceğini ruhsat olarak lütfetmiş, Efendimiz de hacda bunun uygulamasını yapmıştır.

Rahmet Peygamberi, daha sonra bu ruhsatı yolculuk, savaş, gibi hallerde; bazen de hiçbir sebep yokken arada kullanarak ümmetine örnek olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20802298