Güncel Yazılar

Mehmet MAKSUDOĞLU

Giriş

Bilindiği üzere, Türkçenin Lehçelerini kabaca iki damarda sıralamak mümkündür;

Kuzey (Kıpçak) damarı:Kırgız, Kazak, (kısmen) Türkmen ve Tatar Lehçeleri.

(M.13.yüzyılda Mongollara ‘Tatar’deniliyordu., Türkiye’de hâlen yaşayan, M. 1453 yılında yıkılan Rum (Roma) İmparatorluğunun Yunan vb. asıllı uyruklarının soyundan gelenlere günümüzde de Rum denildiği gibi, Hazar ve Karadeniz’in kuzeyindeki Kök Orda’nın başındaki Tatar (Mongol) yöneticilerden dolayı o devlette yaşayan Kıpçak, Peçenek, Bolgar Türklerine de ‘Tatar’ denilegeldi. (Bu konudaki ‘Tatarlar Kimdir?’ başlıklı makaalemiz, Ek’te verilmektedir.)

Güney (Oğuz) damarı:Uygur, Özbek, (kısmen) Türkmen, Âzerbaycan ve Anadolu Lehçeleri. 

Kırım Tatarcası, asıl Tatarca olan Kazan Tatarcası ile Anadolu Türkçesi arasında bir geçişi sergilemektedir; Anadolu Selçukluları zamânında Anadoludan Kırım’a, Solhat’a göç vardır, öte yandan, Osmanlılar çağında, Kırım’ın yalıboylarında Anadolu lehçesi konuşulurdu. M. 16. yüzyılın ünlü savaş ustası ve şâiri, Kırım Hânı Bora Gâzi Gırây’ın

'Râyete meylederiz kaamet-i dil-cû yerine’

matla‘lı gazeli ve Osmanlı Türkçesi ile söylenmiş bestelerini hatırlatalım.’Tatarca’nın, kendilerine ‘Tatar’ denilen Kuzey Türklerinin konuştuğu lehçe idiğini belirttikten sonra, Kırım Tatarcasının birkaç özelliğini kısaca ifâde edelim:

Kırım Tatarcasında, bilinen en eski Türkçe sözlük Dîvânü Lügaati’t Türk’tegeçen

ini (küçük erkek kardeş),

aran (atların kapatıldığı yer), 

tın (ruh, nefes; Kök Orda beğlerinden Tınıbek var), Kırım Türkçesi’nde tınış : nefes,

 köznğü (ayna: Kırım Türkçesinde ‘közgü’) gibi kelimeler kullanılmaktadır. 

Kırım lehçesinde, emir ve nehiylerin sonuna gelerek pekiştirme bildiren çükel çübar ma çu ‘hele gel’, ‘her hâlde gel’, ‘hele gitme’, ‘her hâlde gitme’) (Dîvân, c.III, s.207) edâtı kullanılageldiği gibi, Oğuz Destanı’nda geçen ‘mında uçgan kuş, mında kelgen kik köp(çok) irdi’ deki köp kelimesi de kullanılmaktadır.

Codex Comanicus adlı Türkçe-Latince sözlüğe bakıldığında, oradaki 'Türkçe' kelimelerin, birçoğunun, günümüzde 'Tatarca' denilen kuzey lehçesinde yaşamakta olan kelimeler olduğu görülür. Zâten, 'Kuman', Avrupalıların 'Kıpçak' Türklerine verdiği isimdir. İlgi çekici bir durumdur ki, Tatarca denilen kuzey lehçesinde, 'ibrik' kelimesi yerine, 'kuman' kelimesi kullanılır. Yaşı ellinin üzerinde olan Kırım kökenliler bu kelimeyi hatırlayabilirler. Anlaşılan, 'ibrik', 'kuman' denilen 'kıpçak' Türkleri tarafından kullanılırdı ve ondan dolayı o isimle anılageldi: Bu durum, Arapçada, 'musluk' yerine 'hanefiyye' denilmesi gibidir; çünkü, Hanefî mezhebinde olanlar, suyu, o şekilde, musluktan akıtarak kullandılar, abdesti öyle aldılar; meselâ Şâfi‘î mezhebinde, öyle mecbûriyet yoktur, havuzdan abdest alınabilir. 

Medenî, gelişmiş kabûl edilen millet ferdlerinden bâzılarının, günümüzde bile, yüzlerini, lavabonun suyu boşaltan deliğini tıkayıp, biriken suyla yüzlerini yıkadıkları göz önünde bulundurulduğunda, Kırımlıların ataları kuman/kıpçak türklerinin, yüzyıllarca önce ulaştığı temizlik ve medeniyet seviyesi anlaşılır.

Öte yandan, Kırım Türkçesi’ndeki sıtmak (kırmak: cımırta sıttım: yumurta kırdım) kelimesin bilmeyen, Sırp Sındığı donanma sıngını, sıngın donanması (Sırbın kırıldığı savaş, donanma (Osmanlı) yenilgisi, mağlûbiyet donanması) deyimlerini anlamakta güçlük çeker. (Anadolu’da da bâzı yörelerde kırık-çıkıkçıya ‘sınıkçı’ derler.) Anlaşılan, sınmak:kırılmak mânâsında, o çağlarda, Anadolu lehçesinde de yaşıyordu. Fâtih ve İkinci Bâyezîd çağında yaşamış olan târihçi  Neşrî, Kitâb-ı Cihân-Nümâ’da ((c.I, s.113) ‘... andan Yini-Şehir’e gelüb birkaç gün at dinlendirüb andan yine İznik vilâyetine seğirtdiler. Şehrün kapusını yapdurdılar.’ demektedir.’yapmak’ fiili y/c değişimi ile, Kırım Türkçesinde capmak telâffuzuyla yaşamaktadır. Böylece, Osmanlı’ların, İznik’i kuşatarak, kapıyı kapattırdıkları anlaşılır.Anadolu Türkçesinde günümüzde sâdece isimolarak yaşayan ,aşçı (bâzılarının kibarlık zannederek dedikleri gibi ‘ahçı’ değil) kelimeleri, Kırım Türkçesinde fiilolarak (aşamak:yemek) da kullanılır. Bunun yanında, mutfak karşılığı aşkana kullanılmaktadır. (Kazakistan’da, ş yerine kullanılarak askana, yemekhâne karşılığı kullanılır.)

Bu Giriş’ten sonra, Dîvânü Lugaatit Türk’ün önemini kısaca belirtelim: 

Kâşgar’lı Mahmûd’un yazdığı, bugün için bilinen en eski Türkçe sözlük durumundaki bu kitap, 1072 yılına târihlenmektedir. Almanca, Fransızca, İngilizce’nin o târihlerde sözlüğü yoktu; ancak ‘gelişmiş, kaaideleri yerleşmiş’ dilin sözlüğü yazılabilir, bu durum, Türklerin ve Avrupa’lıların o çağlardaki - medenî seviyelerinin göstergesidir.Onbirinci yüzyılda, Türkçenin durumu, günümüzdeki İngililizce'nin durumu gibiydi; diğer milletler Türkçe öğreniyorlardı.

Böyle, gelişmiş bir medenî seviyenin ürünü olan Dîvânü Lügaatit Türk’teki bâzı kelimelerin, bin küsûr yıl sonra bir Türk lehçesinde hâlâ yaşıyor olması, heyecan verici, önemli bir olaydır. Rahmetli Besim Atalay tarafından tercüme edilip Türk Dil Kurumu tarafından 1939-1941 yılları arasında 3 cilt olarak basılanbu önemli sözlükte geçen ve Kırım Tatarcasında hâlâ kullanılmakta olan, görebildiğimiz kelimeleri, bu bildirinin zaman çerçevesi içinde sunuyoruz:

ağ : İki bacak arasındaki boşluk. yüz at meninğ ağdın keçti=bacaklarımın arasından yüz at geçti. Parmakların arasındaki boşluğa da böyle denir. c.I, ss.80-81. 

Terzi, pantolon dikmek için ölçü alırken, 'ağ' için de ölçü alır; 'ğ', 'v' gibi telâffuz edilir.

ini: Yaşça küçük kardeş. c.I, s.93.Kırım lehçesinde de küçük erkek kardeş, ini’dir.

andan : "Ondan sonra" anlamına bir kelime. Oğuzca. "andan aydım=ondan sonra söyledim". Öbür Türkler bu kelimeyi "anda" diye elif ile söylerler, "orada" anlamınadır. "men anda erdim=ben oradaydım". c.I, s.109.

ögey : "Ögey ata"=üvey baba". c.I, s.123. (Kırım lehçesinde:ögüy)

anda : Orada.  c.I, s.125.Kırım lehçesinde: Men anda edim: Ben orada idim. Men anda bardım: Ben oraya vardım.

ökünç : Pişmanlık. c.I, s.132.

artıldı : “er at üzere artıldı = adam atın üzerine artıldı.” Bu, insane vücudunun yarısı bir tarafa, öbür yarısı öteki tarafa olmak üzere bulunmasıdır. c.I, s.244.

kat: “Yanında, indinde” anlamındadır. Oğuzca, Beg katında = Beyin yanında, Bey’e gore”. c.I, s.320.

burun : Önce. "ol mendin burun bardı=o, benden önce vardı". c.I, s. 398.

toklı: Altı aylık kuzu, toklu. c.I, s. 431.

bardı: "ol ewge bardı=o, eve vardı". c.II, s.6.

turdı : "er yokarı turdı=adam ayağa kalktı". c.II, s.6.Kırım: yukudan turdu: uykudan uyandı, kalktı.

manğa : (Kırım lehçesinde: maga) bana. "ol manğa bakdı= o, bana baktı". c.II, s.16.

maga diye söylenmesinin sebebi; ng (sağır kef, Osmanlıcadaki üç noktalı kef, g sesine çevrilmektedir.

çaldı : "ol anı çaldı=o, onu yere çaldı, yendi". c.II, s.23.Türkiye’de Kırım kökenli köylüler, bu fiili, ‘biçmek’ anlamında kullanırlar: arpa çaldı, bıyday (buğday) şaldı (kesip, biçip yere düşürdü).

keldi : "er ewge keldi=adam eve geldi". c. II, s.25.

tamdı: "suw tamdı=su damladı". c.II, 26.

sındı : "yıgaç sındı=ağaç kırıldı". "sü sındı=asker bozuldu". c.II, s.29.

Bu fiil, ‚sıtmak’ (kırmak) şeklinde kullanılır: cımırta sıttım:Yumurta kırdım.

suw : su. "ol suw tumlıttı=o, su soğuttu". c.II, s.344. (Anadolu lehçesindeki ‘Dumlupınar’ (soğuk pınar) anlamına geliyor olsa gerek.)

suwgarmak: at suwgar (at sula, ata su ver)

Kırım lehçesinde : suvarmak

yok : Çanak bulaşığı. Bu kelime"yak" kelimesiyle birlikte "yok yak" şeklinde dahî kullanılır. c.III, s.4.

(y/c değişimiyle, Kırım lehçesinde 'cuk cak' şeklinde kullanılmaktadır.) (Cuk cak bolup kaldı=iyi temizlenmedi.)

yaman : Kötü. c.III, s.30.Kırım: yaman bolma! : kötü olma, kötülük etme!

muş : Kedi. Çiğilce. Oğuzlar "çetük" derler. c.III, s.127. (Kırım lehçesinde: mışık).

bök : Aşığın sırtının, tümseğinin oyunda yukarıya gelmesi. Buna "çik bök" dahi denir. c. III, s.130.

Kırım lehçesinde: 'bök' yerine 'tük' denir, aşığın oyuk tarafının üste gelmesi 'çik' tir, oyuk, kıvrımlı taraf üste gelirse 'kazak', diğer taraf üste gelirse 'orak' olur. Elli yıl öncesine kadar, Kırım kökenli çocuklar, koyunun arka bacaklarından çıkarılan, 'aşık' denilen kemik parçalarını dizerek oynarlardı. Dana(buzağının büyüğü)dan çıkarılan, daha iri olan 'aşık', Onba olarak kullanılırdı. Onba, delinerek, ağırlaşsın diye, içine, eritilmiş kurşun dökülürdü. Aşıklar, içine su konulmuş bir cezve veya tas içinde soğan kabuğu ile birlikte kaynatılıp kına rengiyle boyanmış olurdu. 

Çocukların herbiri, belli, eşit sayıda aşığı bir hat hâlinde dizer, sonra, sıra ile, herbiri onbasını fırlatır, diziden kaç aşık vurur, düşürürse, o aşıklara sâhip olurdu.

Kırım kökenli Türklerde, yakın zamanlara kadar, 1000 yıl öncesinde Türkistan'da oynanmış olan 'aşık' oyununun devâm etmiş olduğu görülüyor.

böğ :Bir çeşit örümcek. c.III, s.131. 

Kırım lehçesinde: biy.

kök : Gök rengi. "kök ton=gök renkli elbise". Göğün renginde olan her şeye de böyle denir. c.III, s.132.

Kırım kökenli çocuklar, Eskişehir’de, 1950 li yıllara kadar, gök (mâvi) renkli sünnetlik giyerlerdi. Manav denilen Türkmen kökenlilerin sünnetlikleri ise beyaz renkli idi. Kırım kökenlilere göre, düşte gök (ak ve yeşil de öyle) hayra delâlet ederdi; kara ve kırmızı ise şerre alâmet sayılırdı. Aynı şekilde: at görmek de iyiye yorulurdu; at: murat denirdi.

tul : Dul. "tul uragut=dul kadın". c.III, s.133.

koy : Koyun.  c.III, s.142.Kırım lehçesinde de böyledir. Koç için de Koçkar denir.

yak yuk : Kaptaki bulaşıklık. c.III, s. 143. (y/c değişimi ile: cak cuk).

kaytardı: “ol atığ kaytardı = o, atı çevirdi” c. III, s. 193.

Kırım lehçesinde kaytmak:geri dönmek’tir. Oyunlar da kaytarma diye adlandırılır: Bahsaray Kaytarması, Akmescid Kaytarması, gibi.

taba: Arapçadaki ‘ilâ’ (…e doğru) anlamına bir edattır.“Meninğ taba keldi= o, bana geldi, benden yana geldi.” c. III, s. 216.

töre: Evin önemli yeri ve sediri. Bazen tör dahi denir. c. III, s. 221. Kırım lehçesindeki tör.

köydi“otunğ köydi= odun yandı. c. III, s. 246. Tatarca: küymek=yanmak. Saruvum küye: Safram rahatsız ediyor. (Safra:Arapça sarı demektir.)

tar : Dar. c.III, s. 148.

taz : Daz, kel.(III, 148)

Kırım lehçesinde: Güneşte yanmaktan dolayı ağız çevresinde peydahlanan, derinin kabuk gibi olan kısmına ‘kuntaz’ (güneş keli, güneş yanığı) denir.

kayda: nerede

kargadı : "Tenğri anı kargadı=Tanrı onu lânetledi" (kargamak-kargar). c.III, s.290. 

'kargamak', Kırım lehçesinde, 'bedduâ etmek' anlamında kullanılmaktadır. Kargış: bedduâ.

onğ: sağ   onğ elig : sağ el. (I, 41) Kırım lehçesinde: ong kol.

öz :kendi, nefs (I, 45) Tatarca: öz kalkımız : kendi milletimiz, soydaşlarımız. özüm keldim: kendim geldim.

ogurbir işte imkân ve fırsat. Bu iş ogurluğ boldı: bu iş sırasında ve yerinde oldu. (I, 53) Kırım lehçesinde: oguru cönedi: işi rast gitti, başarılı oldu, tâlihi yâver oldu.

aran: at tavlası, ahır  (I, 76) Kırım lehçesinde: atın kapatıldığı kapalı yer. At, ahıra veya ağıla kapatılmaz.

ini : yaşça küçük kardeş (I, 93).

alkış : dua etme, öğme (I, 97)  Kırım lehçesinde: öğme (algış telâffuzuyla).

ökünç: pişmanlık (I, 132)

uzdı: anınğ atı uzdı : onun atı geçti. (I, 173) Başkasını geçen her şey için de böyle denir.

Kırım lehçesinde : ozmak: geçmek.

aydı : ol manğa söz aydı: o, bana söz söyledi. Kırım lehçesinde aytmak : söylemek.

üzüldi : kesildi, koptu. (I, 196) Kırım lehçesinde: tesbih üzüldü: tesbih koptu.

ılındı : tiken tonga ılındı: diken elbiseye ilişti. (I, 204).Tonga: dona, elbiseye’deki  -ga  Kırım lehçesinde aynen kullanılır.

ayıttı :ol manğa söz ayıttı : o bana söz sordu. (I, 215) Ayıtmak Kırım lehçesinde, aytmak olarak: söylemek demektir. Kız istetmeğe de kız ayttırmak denir.

eskirdi : ton eskirdi. (I, 228). elbise eskidi.

kat : yanında, indinde anlamınadır. Beg katında: Beyin yanında, Beye göre. (I, 320) Kırım lehçesinde aynı anlamda kullanılır: O, menim katıma keldi : O, benim yanıma geldi.

kut : kutluluk, devlet. Kırım lehçesinde: kelişmese de kutlu bolsun: uygun düşmese de hayırlı olsun! Alay, istihfaf için kullanılan deyimdir.

sak sak : Nöbetçinin, bekçinin kaleyi, atı koruyabilmesi için uyanık olmasını emreden sözdür. Sak sak: uyanık olun! Demektir. Uyanık ve zeyrek kimseye sak erdenir.(I, 333). Kırım lehçesinde: sak bolmak: uyanık olmak, dikkatli olmak demektir. Sak bol: dikkat et!

çik : Aşık oyununda, aşığın çukur tarafı yukarı geldiğinde çik turdı, denir. I, 334. Kırım lehçesinde de böyledir.

til: dil, I, 336. Kırım lehçesinde aynen böyledir. 

tın: ruh, nefes. Anın tını kesildi. I, 339. Kırım lehçesinde Tınış: nefes demektir. Tınış almak nefes almak.

börk: kavuk, başlık. Kırım lehçesinde kuvancından börkünü avaga (başlığını havaya atmak) deyimi vardır.

bagır: karaciğer. I, 360. Kırım lehçesinde bir işe bütün gönlüyle kendini vermeye işimen bavruman denir.

tamur: damar. I/362. Kırım lehçesinde kişinin akrabasına yakınlık duymak duyması, tamır tarta (damar çekiyor) diye ifade edilir. Tamır kırım lehçesinde soy manasına kullanılır.

kidhiz: keçe. I, 366. Kırım Türkçesinde keçeye kiyiz denir.

katık : Sirke, yoğurt gibi tutmaç yemeğine katılan nesne. I, 382. Kırım lehçesinde katık yoğurt demektir.

kılık: gidiş, halkla geçiniş, huy. I, 383. Kırım lehçesinde huysuz, geçimsiz kişiye kılıksız denir.

burun : önce. I, 399. Kırım lehçesinde bırın olarak kullanılır.

kaçan :ne vakit. I, 403. Kırım lehçesinde ç/ş değişimiyle kaşan diye kullanılır.

soydı : er koyuğ soydı : adam koyun soydu, koyunun derisini soydu.III, 244. Kırıım lehçesinde de koyun, sığır vb. kesmek için, soymak fiili kullanılır.

Sonuç olarak:Kırım Tatarcası, bir yandan bilinen en eski Türkçe kelimeleri aslî (orijinal) telâffuz (pronounciation)a en yakın biçimde muhâfaza ederken, öte yandan, Güney (Oğuz) Lehçesiyle Kuzey (Kıpçak) Lehçesi arasında bir bağ oluşturmaktadır.

 

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30644201