8 Aralık 2022

Nilgün DAĞ

Hepimizin anlatılmayı ve korunmayı hak eden kıymete şayan, büyüleyici bir hikâyesi ve mücadelesi var. O hikâyeyi ve mücadeleyi doğuran ve var eden münferit bir yol, duygusal bir çekirdek ve ayırt edici temalar olduğu da muhakkak. Necip Fazıl’ın hayatı, “isyanla başlayıp şaşkınlıkla devam eden, itaatle yavaşlayıp teslimiyetle diz çöken ve nihayetinde secdeye varan “Çile” adlı bir senfonidir”. Tüm zamanların en büyük uyuşturucu baronlarından biri olan Pablo Escobar’ın hayatı ise, bir adamın devlet olma hikâyesidir. “Sultan Şiiri”, Zarifoğlu’nun acziyet dolu hayat öyküsü iken “Kavgam” Hitler’in fanatik dünyasının beyannamesidir. Ve tabloları, Frida Kahlo’nun otoportresidir... 

Kiminin hayatı, “Malihulya tarlasını ektim ama bitmedi, 80 sene bu züğürtlük, bu yoksulluk benden gitmedi” serzenişidir. Kimininki fiziken bir, ruhen bin kez doğduğu bir armağandır. Kimininki de hayal kırıklıklarının devri daimi şeklinde tecelli ettiği buruk bir dizidir. Kiminin hayatı eksile eksile tamamlanmaya dairdir... Öyle ya da böyle hepimizin bir hikâyesi var. Hepimiz bir yerden gelip bir yere gideriz. Ve hayat hikâyemiz ardımızda bıraktığımız tek şey olur!...

O hikâyeyi yaratmak için buradayım!... 

Burası, yerkürenin adı olması gerekirken bir kasabanın adı olmuş; gezegenin en pitoresk noktası. Burada, hem ruhum hem de gözlerim için mucizevi bir şey var. Niyetim, dünyanın en mazbut ve nezih çehresi, doğanın adeta mücevheri diyebileceğim bu sessiz ve dingin Ortaçağ kasabasında, yıllar gibi gelecek mucizevi bir 48 saat geçirmek. Dar sokakları, taş yolları, ormanlık yamacı, dağ ve göl manzarasıyla bir nostalji müzesi olan bu masal adada, yaşamak’tan ölmek.Ve o hikâyeyi yaratmak...

İyi’si bol bir yıl dilerim... 

Yazar Hakkında:

Nilgün DAĞ