Güncel Yazılar

Entelektüel tarifi tüm dünyada, ayrı ayrı memleketler dahilinde, o memleketlerin tarihi yol ayrımlarından hareketle yanlış olana gösterilen ferdi reaksiyonlar ölçüsünde farklılık gösterir. Kiminin devlete, kiminin krala, kiminin içerisinden çıktığı halka dönük isyanı; bir “entelektüel” tarifinin temel noktasını teşkil edebilir. Ancak; hak ve adalet mefhumlarının erozyona uğradığı anlarda, zulmün ve baskının özgürlük karşısında açık ara kulvar farkı yarattığı noktada, sessiz çığlıkların yüksek haykırışı olma içgüdüsünün ağır bastığı iklimde,  başaktör olmaktan çekinmeyenler grubunun temel özelliği  “entelektüel” tarifinin pratik manada aynası olmalarıdır. Entelektüel tarifini yaparken türlü,  farklı vazifelerin dışında oluşan ortak nokta az önce yukarıda bahsedilen hallerde mesuliyet alma yarışında bulunmak ile alakalıdır.

Türkiye, “entelektüel” tarifinin yozlaşmaya ve anlam kaymasına uğradığı sembol ülkelerden biri olma yarışında atbaşı öndedir. Hocaoğlu’nun tarifi ile bizde; şarkıcısından politikacısına, oyuncusundan futbolcusuna değin herkes “entelektüel” olma iddiasındadır. Temel bilgi sermayesi ve düşünme istidadı ölçüleri bu tanımın ortaya çıkışında aranmayan faktörlerdir. Ve işin ilginç yanı geniş halk kitlesinin zihnindeki “entelektüel” tarifi ancak köylü şehirli farklılaşması üzerinden ironik bir güldürü yapan Yeşilçam film senaryolarına konu olacak türdendir, istihza dolu bir tariftir: Boynunda fular, ağzında üç beş kelam Fransızca artığı sözcük, üstünde röpteşambır, elinde sigara ve gözlüğünün arkasından tepeden bakan kısık gözler...

Elbette halkın bu telakkisinin altında bizim süratli Batılılaşma arzularımız sonucu ortaya çıkan bizden olmayan tiplerinde büyük etkisi vardır. Veyahut bu tiplerin kendilerini “entelektüel” adı altında pazarlama yöntemlerinin. O sebepledir ki bizde “entelektüel” tarifinden çok, sol ile Batıcıların daha çok tercih ettiği “aydın” ile muhafazakârların tercih ettiği “münevver” mefhumları en başta bahsettiğimiz reaksiyon sahiplerinin kullandığı temel “entelektüel” tarifinin yerini almıştır. Ancak bu ayrım sonucu ortaya çıkan meseleleri tartışmayı bir başka yazıya bırakalım.

Türkiye’deki anlam karmaşasının veya anlamsal yozlaşma ve farklılaşmanın ötesinde elbette daha derli toplu bir “entelektüel” tarifi yapmak mümkündür. Burada sanıyoruz ki ifade etmeye çalıştığımız ‘entelektüel’ tarifinin taşıyıcılarından Edward Said ve Durmuş Hocaoğlu’nun cümleleri az çok “entelektüel” tarifi yapma konusunda bizlere iyi bir rehber olacaktır.

Edward Said’in her memlekete uygun eleştirel “entelektüel”  tanımı şöyledir:
“Entelektüelin meselesi; kamuoyunu biçimlendiren, onu konformistleştiren, iktidardaki bir avuç bilmişe güvenmeye teşvik eden uzmanlar, eş dost grupları, profesyoneller, düzen adamlarıdır.”

Said’in bu tanımından hareketle bizim karşımıza çıkan en temel “entelektüel” özelliklerinden biri olarak sistem eleştirisi yapabilme istidatı gelmektedir. Topçu’nun vurguladığı hali ile vazife adamı veya düzen adamı olmamaktır “entelektüel”lik. Yine “entelektüel”in her türlü kula kulluk, partizanlık ve taraftarlık ile lider fetişizminden ırak olması gerektiğini vurgulayan, eleştiri mekanizmasını daimi uyanık tutmasını öğütleyen Said tanımı ise karşımıza şu şekilde çıkar:
“..bir entelektüel için tapılacak ve yanılmaz kılavuzluğuna güvenilecek herhangi bir tanrı yoktur.” Hocaoğlu’nda da aynı mesele “Entelektüel, kendi akıl gücüyle yürüyebilen, bundan dolayı da kimseye minnet duymayan, minnet duymadığı için de kendisi olabilen kişidir. ” şeklinde vücut bulur.

Bizdeki yanlış “entelektüel” tarifinin ortaya çıkmasına sebep olan ve pek önemsenmeyen şey ise “entelektüelin mümkün olduğunca geniş bir halk kesimine seslenmesi (halkı küçümsemez), bu kesimi doğal muhatabı kabul etmesi” zorunluluğudur. Karşılıklı güvensizlik halinin ve halk nezdinde muhatap kabul olunmamanın başlıca müsebbibi de bu vazifenin yerine getirilmemesidir esasında. Yine entelektüelin alkış toplayarak ve tarafgirlik ederek, “dinleyicilerini mutlu etmesi diye bir şey söz konusu olamaz; işin özü sıkıntı verici, aykırı, hatta keyif kaçırıcı olmaktır.” Ve, Said’in tanımı ile “entelektüel sismik şoklar yaratır; her zaman yalnızlık ile saf tutma arasında bir yerde durur.” Durmuş Hocaoğlu’da bu minvalde entelektüel için ‘Her yerde yalnız; en azından her yerde yalnız, veya yalnız kalabilmeyi göze alabilen er kişi’ tarifini yapar.

İşte bizdeki en büyük problem ve meselenin özü de bu son tanımdır. Acaba ülkemizde yalnız kalma, her ne olursa olsun hakikati haykırma, siyasi iktidarların hataları karşısında sonuna kadar dimdik durabilme gibi insana ağır yükler getiren vazifeleri yerine getirebilme cesaretini gösterebilecek, “entelektüel” nişanesini taşıyabilecek insanlar var mıdır? Yoksa “her doğru her yerde söylenmez” kolaycılık ve pragmatizminin kıskacı altında ezilen kalabalıklar arasında mı kalmıştır “entelektüel”?  

Evvela bu sorulara cevap vermek gerekir. Vaktinde söylenmeyen doğruların, haykırılmayan hakikatlerin hiçbir kıymeti yoktur. (Meselâ bugün Zaman gazetesinin köşe yazarlarına bir göz gezdirmek kâfi.)  ” Entelektüel”in öncelikli özelliği Hocaoğlu’nun sözü ile “cesur olabilmek”tir. Temel özellikler ve vazifeler yerine getirilmeden ortaya çıkan her “entelektüel” lafzı beyhude ve içi boş bir sözden ibarettir.

 

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16269124