Güncel Yazılar

 Kenan EROĞLU

“Biz 19. Yy. da kendi başımızın derdine düştük. Savrulma, sürüklenme ve saldırıya maruz kalma tehlike ve düşüncesi vardı.

18. Yy. ilk çeyreğinde Osmanlı 5 ayrı cephede 5 ayrı düşmana karşı savaş veriyordu. Bu 5 cephede kazanıyor ama kaynakları da tükeniyor.

Asrın sonunda, Kaynarca antlaşmasına geldiğimizde önemli kaynakları tüketmiş olarak antlaşma yapıldı.

Böyle olmasına rağmen şiirde, mimaride ve musikide büyük ilerlemeler görülür. (Şeyh Galip vs.)”

“O dönemin en önemli düşünürü Gelenbevi (İsmail Efendi 1730-1791), “varlık madeliteleri” ile alakalı eser verir. Hakkı Bursevi de o dönemin ünlü mütefekkiridir. Murtaza Ez Zebidi (Mısırda) yi de saymak gerekir.

Yine Mütercim Asım Efendi sözlük, dil, lügat ve tarih konusunda çok önemli eserler verir.

Aynı dönemde cephede savaşlar kaybediliyor ama düşünce hayatında zirveler yaşanıyor.

Bir tarafta; 19. Yy. da her şeyi kendi çıkarları için kurma, ferdi ihmal ederek ferdi toplumsal bir varlık kabul eden batı.

Bir tarafta; Ferdi, ilahi isimlerin ve sıfatların en yüksek mazhariyeti olarak kabul eden, onu yok etmemeyi üst ilke olarak kabul eden, insanı gözeten, ferdi hürriyeti gözeten bir düşünce sistemi olarak Osmanlı var.”

“Batılının, “geçmişi kendi düşüncelerine göre yeniden inşa etme” düşüncesi bize yabancı bir düşünce idi.

Aslında Alman’ların kimlik oluşturmak amacıyla düşünce ve tarih yazarlığı ortaya çıkmasına rağmen, İtalya ve İngiltere’de düşünce tarihi yazıcılığı zayıf kalmıştır.”

“Hegel; “Eğer bir millet, düşünce tarihi vs. konusunu yazacaksa Cermen’lerle irtibat kurmalı. Eğer bir irtibat varsa kayda değerdir. Yoksa önemi yoktur.” Diyor. “Onlar tarihsiz toplumlardır” diyor.”

“İşin garip tarafı, Hegel’in fikirlerini oluşturduğu ve etkilendiği isim ise “Mevlana Celalettin Rumi” dir.

Hegel; “Felsefi Bilimler Ansiklopedisi” kitabının ön sözünde uzun uzun “Divan-ı Kebir” den iktibaslar yapar. Ve “Mevlana o kadar güzel anlatmış ki, ben anlatamayacağım için iktibas koyuyorum” diyor.

Fakat İslam Tarihini ve Türk tarihini açılmış olarak ve zamanının düşünce tarihi çöplüğüne atıyor.”

19. Yy. a artık İslam tarihine ve Türk tarihine artık hiç yer verilmiyor. İslam tarihi sadece Endülüs vs. olarak geçiyor.

……….

“Meseleniz özü şu, Milli Mücadele; “Batı istilası karşısında direnirseniz kazanırsınız”

Fakat biz Milli mücadeleden sonra bu başarının altını kültürel, felsefi, düşünce ve ilim olarak dolduramadık.

Biz “İslam medeniyeti ile klasik Türk düşüncesiyle irtibatımızı koparırsak şayet, o zaman dünyanın saygın milletleri arasına gireriz zannettik”

Biz kendi geçmişimizle irtibatlı olarak düşünmeye devam edersek eğer, sanki modern dünyada medeni milletler nezdinde kabul göremeyiz gibi bir algı-varsayıma kapıldık.

Batı okullarında, üniversitelerinde ne öğretiliyorsa biz de kendi okul ve üniversitelerimizde onu okutursak bu bizim için bir çıkış yolu olur zannettik. Bir yol gibi batı karşısında kabul görürüz sandık.

Batı kendi tarihlerinin kendilerine açtığı yoldan ilerlediler.

Biz ise; Kendi tarihimizin bize sağladığı imkânlar söz konusu olduğunda, biz askeri yönden başarılardan söz ederken, “biz bu askeri başarıları düşüncesiz yaptık” düşüncesi oluştu.

Savaşkan, cephede büyük zaferler kazanmış ama “askeri ve siyasi geçmişi yeterli” kabul ettik

Hâlbuki

“Yahya Kemal, “bu kubbeler, bu minareler akça ile olacak iş değil.” Dedi.

“Süleymaniye külliyesi sadece bilek gücüyle taşları üst üste getirme işi değil” olmasına rağmen bunu göremedik.

Bizim şimdi buradaki düşünceyi kavramamız gerekiyor.

Külliyenin içinde asırlarca devleti idare edenlerin eğitiminin içeriğinin farkına varmalıyız.

İnsanlığın kaderine hükmetmiş olan, dünyaya yön veren/etkileyen bu yapının/devletin, hükmederken hangi içerikle, hangi bilgiyle, hangi yönetişlerle, hangi düşünceyle, düşünce birikimiyle bunu yaptıklarını bilmemiz lazım.

Bir Türk düşüncesi var idiydi. Peki biz bu düşünce ile nasıl irtibat kuracağız, nasıl bulacağız?”

“Vahdet-i Vücut” (ama mistik açıdan değil)

Mantıki tutarlılık açısından zirveyi teşkil eder.

…….

“Osmanlı, Türklük, Türkler öyle ufak bir boy vs. değil.

Bütün bir insanlık demek.

Büyük bir çeşitliliği içinde taşıyan, bir insanlık.

Osmanlı, İslam ve Türk düşüncesi aynı şeyi ifade eder.

İslam medeniyetinin üst dili Türkçedir.

Medreselerde kitaplar Arapça fakat eğitim dili Türkçedir.

Türkçe, Arapça ve Farsçayı da içinde taşıyan bir dildir. Yani medeniyet dilidir.

19. Yy. Türkçesi, kendisi felsefedir. Kendisi düşüncedir.

Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Cevdet Paşa bunlar 2 âlim bile değil ama aydın ama metinlerindeki kavramlar ve örgü vardır ki o arka plandaki büyük felsefe sistemini, düşünce sistemini de ifşa eder. Ortaya koyar.

Osmanlı medeniyeti bu günkü batı medeniyetine denk felsefe ve bilime sahiptir.”

……………

“Bizde şu var bu yok denilir.

Cohn locke İngiltere’de var ama Almanya’da yok.

Descartes Fransa’da var ama Almanya’da yok, İngiltere’de yok.

Friedrich Nietzsche Almanya’da var, İngiltere’de yok.

Zaten bu düşünürler de tek tük var.”

…….

“Peki biz de ne var?.

Bizim varlığımızda önümüzü aydınlatanlar, düşüncemiz, düşünürlerimiz kimlerdi, nelerdi.

Biz de bilim, bilimsel faaliyetler hangi manada, nasıl yürütülüyordu.

Kendimize özgü tavrımız nedir, bunu keşfedip inkişaf ettirmenin yollarına bakmalıyız.

Bizim eserlerimizin %90-95 i yazma halinde duruyor.

Eğitim sistemimiz ona göre düzenlenmelidir.

Klasik Türkçenin asli kelimelerini daha çok kullanarak metinlerle daha fazla meşgul olmak gerekir.”

Medeniyet Tasavvuru

Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik
Serdar UĞURLU
Eski Türklerin Dini

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

25711645