4 Ekim 2022

Turgut GÜLER

Ziyâ Gökalp, dilimize pelesenk olmuş şiirinin son mısrâlarında:

            “Türklüğün vicdânı bir,

            Dîni bir, vatanı bir;

            Fakat hepsi ayrılır,

            Olmazsa lisânı bir.”

diyordu. 

Dil yâremizin en isâbetli teşhîslerinden biri olan bu mısrâlar, aynı zamânda reçete hükmündedir. Yeri geldiğinde, Dünyâ’daki bütün Türklerin birleşmesinden, Tûrân birliğinin kurulmasından bahsediyor ve bu ülkü uğruna fedâ edebileceklerimizi sıralıyoruz. Bunların hepsi, kıskanılacak bir millî şuûrun eseridir. Bu kabîl hisleri taşıyan soydaşlarımızla gurûr duymalıyız, onlarla iftihâr etmeliyiz. Ancak, yine acı bir gerçek olarak ortada durmaktadır ki, Türklüğün birliği husûsunda yapılanlar, söz safhasının ilerisine geçemiyor. Öyle ise, bu hayâl kırıklığından kurtulmak için ne yapılmalıdır?

Türklük, Yeryüzü’ne dağılmış bütün Türkleri ifâde eden bir kelimedir. Sibirya’nın kutup soğuklarını soluyan Yakutlar’dan, kadîm Boğdan, nev-zuhûr Moldavya’nın ziyneti olarak duran Gagauzlar’a kadar, Kürre-i Arz’ın her karış toprağında yaşayan Türkler, bu “Türklük” tâbirinin içindedir. Bütün Türkleri birleştirmek gayreti, yeni yetme bir fikir değildir. Bu yüce mesâînin çok geniş ve kalabalık ehli içinde Mete Hân’dan Atatürk’e uzanan devlet adamları olduğu gibi, Kâşgarlı Mahmûd’dan Ebû’l-Gâzî Bahâdır Hân’a, Ali Şîr Nevâî’den İsmâil Gaspıralı’ya, Ahmed Vefk Paşa’dan Ömer Seyfeddin’e, Ziyâ Gökalp’a, Nihâl Atsız’a yayılan çok sıcak ve semereli bir san’at, fikir akışı bulunmaktadır. Bu saydığımız isimlerin yanına, daha sahîfelerce sürecek yenileri ilâve edilebilir.

Şimdi, bizden evvelki bu Türklük gayretine bakarak, hiç çekinmeden şu hükmü verebiliriz. Türklüğün olmazsa olmaz birinci şartı, dil birliğidir. Diğer şartlar, dil birliğinin varlığı ile ortaya çıkacaktır. Bunun içindir ki, Gökalp’ın mısrâlarında vicdân, din ve vatan birliklerinin varlığı lisân birliğine bağlanmıştır. Bunun ne demek olduğunu, Türk’ün ezelî düşmanları da çok iyi bildiklerinden, Türklüğün arasına sokulacak en büyük nifâk silâhının dil olduğuna hükmetmişler, Türklerin birbirlerini anlayamamaları için, büyük gayretler sarf etmişler, bu işe misilsiz bütçeler ayırmışlardır. 

Rahmetli İsmâil Gaspıralı, boşuna “Dilde, Fikirde, İşde Birlik”demiyordu. Şunu iyice anlamalıyız, fikir ve işde sağlanacak birlik, ancak dildeki birlik ile kalıcı olacaktır.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: