7 Aralık 2022

Birkaç sene önce, bir gazete, okuyucuları arasında yazı yarışması açmıştı. Konunun ve yazı hacminin sınırlandırılmadığı yarışmanın takvîmi işlemeye başladığında, o gazetenin genel yayın müdürü, kendisine ulaşan yazılar hakkında, son derece dikkate şâyân bir açıklama yapmış ve “edebî yazı” gönderilmemesini istemişti. Bu genel yayın müdürü arzûsunda, elbette başka garîb taraflar da var, ama esas can alıcı yanı, “edebî yazı”ya konan ambargodur.

İnsanın, hilkaten iki ayaklı, iki elli, iki gözlü, bir burunlu, iki kulaklı olması gibi, gazete yazısı da, “edebî” olmak mecbûriyetindedir. Gazetelerde yer alan haber metinlerinde, yemek târifi paragraflarında bile belli yazı prensiplerine uymak lâzımken, nasıl olur da maakâle tarzındaki yazıyı “edebî” dâireden ihrâc edersiniz?

Bizde gazete neşri, Batı ülkelerine göre bir hayli geç başlamıştır. Tanzîmât hereketinin getirdiği yeniliklerden biri de gazete yazılarıdır. Nâmık Kemâl, Şinâsî, Ziyâ Paşa, Ali Suâvî, Mîzâncı Murâd Bey, Recâîzâde Mahmûd Ekrem, Muallim Nâci, Ahmed Midhat Efendi gibi, tanınmış isimler, Türk gazeteciliğinin ilk yazarları olmak gibi bir mazhariyetin sâhibidirler. Onları, ikinci, üçüncü nesil temsîlciler tâkib etti. Servet-i Fünûn, bir edebî hareketin ismi olmazdan önce, bol okuyucusu olan bir mecmûa idi. Orada yazanlar da, gazetelerde yazan kadronun bir bölümüydü. İlerleyen yıllarla birlikte, bizde yayımlanan gazetelerin şekli, baskı tekniği ilerledi, tirajlar yükseldi. Yahyâ Kemâl, Ali Kemâl, Yâkub Kadri, Mehmed Âkif, Peyâmî Safâ, Necib Fâzıl, Fâlih Rıfkı, Refî’ Cevâd, İsmâil Habib ve daha nice kalem ehli, gazete yazıları yazdılar.

Bu isimlerin, görüş ve fikirlerinde pek çok ayrılık, farklılık olmakla berâber, hepsi de “edîb” idiler. Onlar, gazete yazısının “edebî” olup olmayacağı husûsunda, en ufak bir tereddüd taşımadılar. Hepsi de, birden fazla edebî türde eser sâhibi insanlardı. Gazete yazısının, “edebî” endîşeler ve hassâsiyetler gözetilerek yazılması gerektiğini, hepsi biliyordu.

Ecdâdın, sık sık “edeb yâ Hû!” nidâsına ilticâ etmesi, boşuna değilmiş. Bir gün gelecekmiş ve bir gazetenin genel yayın müdürü, gazetesinin açtığı yarışmaya “edebî” yazı gönderilmemesini isteyecekmiş…Cemiyet olarak geldiğimiz yer, maalesef budur. Serî cinâyet haberlerini sayfalarına yerleştiren gazetelerin, sadra şifâ cihetlerinin kalmayışını, biraz da bu “edebî” ölçülerden kaçışta aramak lâzımdır.

“Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” sözündeki “arkadaş” kelimesinin yerine “gazete yazısı”nı koyunuz. Bize âit nice onulmaz yaranın tıbbî tahlîlini yapabilirsiniz…

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: