1 Ekim 2022

Turgut GÜLER

Yahyâ Kemâl, Itrî şiirinde, bize benzer bir Kâinât’dan bahisle şu mısrâları söyler:

Mûsıkîsinde bir tarafdan dîn,

Bir tarafdan bütün hayât akmış;

Her tarafdan, Boğaz, o şehrâyîn,

Mâvi Tunca’yla gür Fırat akmış.

Nice seslerle, Gök ve yerlerimiz,

Hüznümüz, şevkımiz, zaferlerimiz,

Bize benzer o Kâinât akmış.”

Büyük Şâir, Itrî’nin mûsıkîsinden akan şeyleri sıraya koyarken, hem büyük mü büyük

bir vatan coğrafyası çizer, hem de, uçsuz bucaksız bir Kâinât’ı Türk millî renkleriyle boyayıverir. Bu mısrâlarda sözü edilen “bize benzer o Kâinât”, bir yandan Itrî’nin mûsıkîsinden akmaktadır, bir tarafdan da Yahyâ Kemâl’in şiirinden dökülmektedir. Hazret-i Yezdân, içinde Dünyâ’nın da bulunduğu Kâinât’ı, ceddimizin diliyle “anâsır-ı erbaa”denilen dört esas unsuru gözeterek yaratmıştır. Bu unsurlar hava, toprak, ateş ve sudur. Dört ayaklı bir masanın bir ayağı koparılsa, diğer üç ayağı onu dik tutmaya yetmez. Kâinât da, öyle bir masaya benzer. Sayılan bu dört unsurdan biri eksik olsa, orada hayât işâreti olmaz, dolayısıyla insan ve diğer canlılar yaşamaz. 

Itrî’nin mûsıkîsiyle Yahyâ Kemâl’in şiirinde akan bize benzer Kâinât’ın dört ayağından biri, elbette “su”dur. Hiç şüpheniz olmasın, Müslüman Türk’ün Kâinât’ındaki su unsurunu, Barbaros Hayreddîn Paşa temsîl etmektedir. O, Türk Kâinâtı’nın su ayağıdır. Barbaros Hayreddîn Paşa’nın olmadığı bir Türklük Âlemi, bir ayağı eksik masadan farksızdır. Barbaros Hayreddîn Paşa, daha pek çok şey demektir, ama onu Akdeniz dışında düşünmek, hayâl etmek imkânı yoktur. Bu şânlı Türk oğlunun bütün ömrü, Akdeniz’i kulaçlamakla geçmiştir. Onun bütün serencâmı, öncesiyle ve sonrasıyla Akdeniz’de yaşanmıştır. Burası, Barbaros kıssası içerisinde çok mühim bir mâlûmâtdır.

Beşiktaş’daki Barbaros Âbidesi’nde, elinde sedefkârî asâsı ile denize bakan Hızır Hayreddîn Reis, bize benzer o Kâinât’ın enini ve boyunu ölçer gibidir. Fakat, o âbidede bir küçük dikkatsizlik vardır ve bu mutlakâ düzeltilmelidir. Tekmîl deryâ destânını Akdeniz’de yazıp söyleyen ve dahî okutan Barbaros Hayreddîn Paşa’nın âbidedeki asâsı, Karadeniz’i göstermektedir. O asânın yönünü Akdeniz istikaametine çevirmek, heykel san’atını değil, çok basit bir zemîn âyârlamasını ilgilendirir. Başta, yanıbaşındaki Deniz Müzesi idârecileri olmak üzere, Türk Bahriyyesi’nin, o asânın baktığı istikaamet husûsunda kıymetli nazarlarını beklemek, hepimizin hakkıdır.

Bahsi geçen âbide kaaidesinin arka yüzünde, Yahyâ Kemâl’in “Süleymâniye’de Bayrâm Sabâhı”isimli âbide şiirinin son bölümü yazılıdır. O mısrâlarda sıralanan diyâr ve adalar da, hep Akdeniz tasvîri yapılarak sıralanmıştır:

“Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..

Adalar`dan mı? Tunus`dan m, Cezâyir`den mi?

Hürr ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi

Yeni doğmuş Ay’a baktıkları yerden geliyor;

O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?”

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: