Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

Herşey insanın doğasına bağlıdır. İnsan kendi doğasını, kendi varlık yapısını bilmek ve ona göre yaşamak, kendini gerçekleştirmek zorundadır. İnsan doğasını hiçbir beşeri bilgi türü ortaya koyamaz. Şimdiye kadar da koyamamıştır. Beşeri bilgi türleri içinde en güvenilir olduğu kabul edilen bilimlerdir Hiç bir bilim dalı insanın doğsını kavrayamaz yeterince. İnsan doğası, bilim dallarının üstünde bir yerlerdedir. Yani insan fıtratı bilimi aşkındır.

Modern dönemde insan tüm arzu ve umutlarını, amaç ve ideallerini bilime bağlamıştır. İnsan için asıl sorun buradan kaynaklanmaktadır. Sayın Bozkurt Güvenç merhumun burada bir sözünü aktarmadan geçmek istemiyorum. Sayın Güveç diyor ki: “ Mitik, efsanevi düşünceden kurtulan modern insan yeni bir mitin tuzağına düşmüştür. Bilimin olduğundan daha fazla yüceltilmesi, modern insana yeni bir mit olmuştur.” Bilimin mahiyetini yeterince kavramış olanlar bu sözlerin anlamını rahatlıkla kabul ederler. Bilimin mahiyetini anlayamayanlar ise bu sözlere karşı çıkarlar.

İnsan fıratı gereği birlikte varolan bir varlıktır. Yani insan fıtratının ontolojik bit yönü vardır ve bu gerçektir. İnsan, Allah ile evren arasında vasıta bir varlıktır.  İnsan içi ile, ruh dünyası ile Allah’a ve dışıyla da halka ait bir varoluş yapısına haizdir. Yani insanın ontolojik yapısı külli bir varlık oluşudur. Allah, herşeyin hayat kaynağıdır. İnsan Allah’ı sollayarak, ona sırtını dönerek varoluşunu gerçekleştiremez. Bu mümkün değildir. İnsanın bütün sorunları ontolojik yapısına aykırı yaşamasından ileri gelmektedir.

Yabancılaşma ve sonunda yalnızlaşma insanın doğsının dışında tavır almasındandır. Şu bir gerçektir ki insan neye yabancılaşırsa onunla ilişkilerinde buhran çıkar. Buhranın diğer adı savrulmadır. Yabancılaşma ve yalnızlaşma aynı zamanda uzaklaşmadır.  İnsan Allah’a, topluma, tabiata karşı durursa sonuç savruluştur. Yabancılaşmanın, yalnızlaşmanın sonucu insanın bütünlük duygusunu kaybetmesidir. Bu halde insanın manevi parçalanışını getirir. İnsan manevi yönden parçalanırsa, onun maddi hayatı da parçalı ve sahte hale gelir.

İnsan bütünlüğünü kaybeder, parçalanırsa hem Hakk’tan hem de halktan uzaklaşır, kopar. Daha sonra da insan kendisinden kopar, kendisi olmaklığını yitirir. Kur’an insanın bu manevi parçalanışını şu ayetle vugular.

59/19: “ Allah’ın kendilerini kendilerine unutturduğu kimsler gibi olmayın.” Diye...

Sonuçta Hakk’tan kopan insan halktan da kopar, kendi varoluş bilincini, sevk ve kontrolü kaybeder ve kişilik aidiyetinden mahrum olur. İnsanın varlık bilincini yitirmesi, kendinde olmama hali bir nevi şarhoşluk hali gibidir. Böyle bir şarhoşluk sürecine giren insan değişim ve dönüşüm geçirerek, başkalaşır. Topluma , sosyal ve kültürel değerlere ilgisizleşir, sosyal bütünleşmesi de ortadan kalkar.

Ontolojik boyundan uzaklaşan insan yani hakk’tan ve halktan uzaklaşan insan sonunda kendi nefsiyle başbaşa kalır,nefsine dayanarak yani kendi şeytanı ile el ele vererek  nefsani bi r boyutta şeytani bir hayat yaşamaya mecbur kalır. Psikologların egoizm, komfomizm, hedonizm kavramlarıyla ifade ettikleri hastalıklı hallere düçar kalır.

Bu durumlar aynı zamanda insanın özgürlük kayıplarıdır. Yabancılaşmış ve yalnızlaşmış bireylerden oluşan toplumlar ne yeni bir kültür, medeniyet açılımı yapabilir ne de mevcut kültür ve medeniyetin dinamizmini bile söndürür, donuklaştırır. ŞU KADAR VAR Kİ HAYAT BU KADAR CİDDİ BİR GERÇEKLİKTİR. YA ALLAH’IN YARATTIĞI ONTOLOJİK YAPIYA GÖRE YAŞAYACAĞIZ YA DA SAVRULUŞ MUKADDERDİR.

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

34263877