Güncel Yazılar

Mehmet MAKSUDOĞLU

          Tarih bilgisi son derece mühimdir, târihini bilmeyen topluluk, hâfıza (bellek) kaybına uğramış kimseler yığını hâline gelir, dostunu, düşmanını ayırt edemez, dost zannettiği düşmanları eliyle kolayca yanlış işlere yönlendirilir, âlemin maskarası olur.

          Tarih bilgisi, bir toplumdaki aydınlar için daha da mühimdir, çünkü toplumu onlar yönlendirir. Tarihte olanları, malûmat olarak kafada taşımak yetmez; olanları, sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte ele alıp değerlendirmek gerekir; burada bilinç devreye girer. Bu temel “olmazsa olmaz”lar olmayınca, sosyal bilimlerde “çok bilgili”, “otorite” kabul edilen şatafatlı etiketliler de zavallı olmaktan kurtulamaz, işin daha da acıklı yönü, toplum, tarihin henüz “bilgi” seviyesinde bile değilse, bu şatafatlı etiketlilerin zavallılığını farketmez.

          Misâl olarak, günümüzde tartışma konusu olan “İslâm’da yenilik/yenileşme/yenileştirme” (tiksinç reform kelimesiyle ağzımı ve yazımı kirletmek istemiyorum) de hemen akla gelen Afgânî, Abduh ve Reşid Riza isimleri üzerinde duralım. Bu zâtların yaşadıkları zamanı ve içinde yetiştikleri, bulundukları çevreyi gözönünde bulundurmadan, doğruca ne yazdıklarına bakmak, birçok araştırıcıyı yanlış değerlendirmelere sürüklemektedir.

           Bunların yaşadığı zaman diliminde, Avrupa Emperyalizmi, doruktaydı, dünyaya hâkimdi, madde planında uygarlığı temsîl eden Avrupa idi. Bu durum oryantalistlerin de handikapıdır: öyle ya! Uygarlık Avrupa’da idi, dünyanın her yerinde Avrupa’ya özenti yaygındı, Avrupa taklîd ediliyordu, madde alanında geride görülen Müslümanların dîni de, herhangi bir ibtidâî (ilkel) dîn gibi ele alınmalıydı, kıdemli oryantalistlerin yaptığı yalan yanlış nakil ve değerlendirmeler, “atın dişleri” bağlamında ele alınıp yeni ambalajlarla ortalığa sürülmeliydi.

          Yenilikçiler de, “bu büyük uygarlık karşısında ne yapabiliriz?” telâşında bir şeyler yazdılar, yaydılar. Daha etkili olabilmek için Mason olan Afgânî ve Abduh  üstadlarıyla ilgili olarak Reşid Riza “Masonluğun aleyhte değil, lehte delil” olduğunu belirtmektedir. Mason Mustafa Reşîd Paşa’nın sadrâzamı olduğu Osmanlı Devleti’ne ve millete ne yaptığı ortada olduğuna göre, diğer Masonların hizmetleri de değerlendirilebilir: Müslüman halkın, Müslüman dîn âlimlerine inançlarını, bağlılıklarını aşındırdılar, zayıflattılar.

          Yenilikçiler (gerçek manâda ‘yenilik’ kelimesine de haksızlık oluyor) şunu gözardı ediyorlardı: Müslümanların üstün olduğu, uygarlığı temsil ettikleri 8 – 15 inci yüzyıllar aralığında “dînde yenilik” niçin kimsenin aklına gelmiyordu?

Günümüzde de 1 Türk Lirası 7,5 İngiliz Sterlini, 6 Amerikan Doları etseydi, tıp, sanayi ürünlerini de bütün dünyaya biz ihraç ediyor olsaydık, İslâm’da yenilik tartışmaları akla gelir miydi?

          Evet! Yenilik gerek! Ama, dînde DEĞİL, dîn mensuplarında! Kendini Müslüman bilip öyle tanıtanlarda. Yenilikleri sıralayalım:

1.İslâm’da gerektiği gibi, güne, Güneş doğmadan önce başlamak, arı duru suyla abdest alıp Hak Dîvânına durmak (sabah namâzını, vaktinde, gün doğmadan –en iyisi câmide, cemâatle- kılmak,

2.Günün 5 vaktini, NAMAZı mihver yaparak işlerini bu mihver çevresinde görmek,

3. İşittiği zaman hoşuna gitmeyecek şekilde HİÇ KİMSE hakkında konuşmamak,

4.Hakketmediği bir yerlere gelmek için hırs beslememek, ‘kifâyetsiz muhteris’ olmamak,

5.Trafikte bütün kurallara uymak, kimsenin vaktini ÇALMAMAK,

6.Alışverişinde DÜRÜST olmak,

7.Fâizle ilişkisini KESİN OLARAK kesmek,

8.Kur’ândaki ve Sünnetteki buyruklara KESİNLİKLE ve TAM OLARAK uymak,

9.Sünnete uygun olarak kuşluk vaktinde bir defa, akşamüzeri de Güneş batmadan 1 defa olmak üzere günde 2 defa yemek,

10.Yatsı namâzını kılınca, gecikmeden yatmak, gecenin 3te 2 si geçince Teheccüd namazına kalkıp kılmak,

11.Sigara, içki alışkanlığı varsa, terketmek, zinâdan, günaha çağıran işlerden uzak durmak,

12.Zekâtını TAM OLARAK VERMEK. Çocuklara, yoksul görünüşlü kişilere her fırsatta az da olsa bir şeyler vermek

13.Tanıdığına ve tanımadığına selâm vermek, verilen selâmı mutlaka almak,

14.Tartışırken, karşısındakinin haklı olduğu konularda onu kabûl etmek, haklıyken bile, tartışmayı  uzatmadan bitirmek.

15. Ramazan orucundan başka, Pazartesi ve Perşembe günleri, ayrıca gök ayının 13,14,15inci günlerinde oruçlu olmak,

16.Bilmiyorsa Kur’ân-ı Kerîmi okumayı öğrenmek, daha sonra Müslümanın anadilinden sonra ilk öğrenmesi gereken dil olan Arapçayı öğrenmek,

17.Hayırda, iyilikte yarışmak için derneklere –soğan başı olmak için değil- hizmet için girmek.

18.”Mü’minler ancak kardeştir” ilâhî hükmünün manâsını anlayarak Sûriyede zulümden kaçıp gelen kardeşlerine Sûriyeli, sığınmacı demek ahmaklığından kurtulmak. “Sûriye’li nasıl kardeşim oluyor?” diyorsa, imânını ve nikâhını tazelemek. Perşembeyi Cumaya bağlayan geceler, imâmlar, tecdîd-i îmân, tecdîd-i nikâh duasını cemâate boşuna tekrar ettirmiyorlar: Suriyeli Müslümanın, kardeşi olduğu gerçeğini farketmeyen, inkâr eden kendi durumunu bu âyet karşısında –çok geçmeden- değerlendirmelidir.

***

Tabiî, bütün bunlarla uğraşmak yerine, İslâmı kendimize uyduruveririz, olur, biter:

*Günümüz şartlarında gün doğmadan kalkmak zor; sabah namazı vakti kuşluk vaktine çekilir,

*Sünnetler kaldırılır; içlerinde Arapça bile bilmeyenin de bulunduğu bunca ünlü koca âlim, sünnet, hadîs hakkında bu kadar kuşku uyandırmışken, Sünnet namazı kılmağa ne gerek var? denir, olur biter.

*Bu kadar iş güç arasında, 5 vakit namaz çok, 3 vakit yeter, denilir. Vefat etmiş olan çıplak uyarıcı da bu yolda uyarmadı mı?

*Yaz günlerine rastlayan Ramazan, Şubat ayına alınır, oruç tutmak kolaylaşır.

*Gelir vergisi vb. zaten zekât yerine geçer. Ayrıca çağdışı zekâta ne gerek var? denilir, para cepte kalır, Cehennemde yer garantilenmiş olur.

*Hac için Arabistana gitmek de düşünülmelidir; oraya gidileceğine Avusturya’ya gidip klasik Batı müziği dinlemek, müzeleri gezmek  ruhu daha çok dinlendirici olabilir.

*Oruç üzerinde isrâr edilecekse, hayvanî besinleri yememek vejetariyen olmak kâfi gelebilir.

*Ellerini açıp dua etmek yerine zaten, inek nimetini yüceltip ineğe tapan Hindular gibi avuçları göğüs hizasında birleştiren, ne yaptığının farkında olmayan zavallılar var, onlar gibi yapılır; daha bir çağdaş görünümdür,

*Namaz yerine, sonunda Güneşe tapınmağa varan (evet, oraya varıyor) Yoga egzersizleri yapmak, uygun olabilir,

* ”Abdest almadan Kur’ân okunabilir” görüşü bir adım daha ileri taşınarak, abdestsiz namaz olması da düşünülebilir.

*Adı büyük, okuyanı az bir gazete yıllar öncesinden domuz etinin yenebileceğini bildirmişti, bâzı politikacılar da bir oturuşta domuzun kaç parçasını yiyebildiğini öğünerek bildirdiğine göre, bazı lüks otellerde de köylülerin avlayıp getirdiği yaban domuzu eti turistlere ikrâm edildiğine göre bu çağdışı haram da helâle çevrilmelidir; gerici yahûdîler domuz etini halâ haram sayabilirler.

14.03.2020

Medeniyet Tasavvuru

Müfit Selim SARUHAN
Erdemlerin Erdemi: Adâlet

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30810485