Güncel Yazılar
 
İbrahim MARAŞ[i]
Dua, insanların hayatları boyunca bütün eylemlerini ve özel olarak da yaratıcılarına yönelişlerini (ibadet ve taatlerini), yakarışlarını ifade eden en önemli ve geniş anlam içeren metafizik bir olgudur. Bu yönüyle dua, hem yaptığımız eylemleri ve bu eylemlerin arka planındaki zihinsel düşünce ve niyetleri, hem de sözlü olarak kullandığımız kelimeleri içerir. Bunun için de duaların bir görünen bir de görülmeyen yönü vardır. Ancak ikisinden hangisi olursa olsun esas olan; görünmeyen, aklî, zihnî ve psikolojik yönüdür, çünkü görünen yönü de belirleyen kasıt, niyet ve düşünce budur. İnsan bir akıl varlığıdır ve yaptığı bütün davranışları bilerek, isteyerek, herhangi bir iç veya dış zorlamada kalmaksızın yapmalıdır. 
 
İnsan ve diğer bütün varlıklar, gerek varlıksal gerekse iradi yönden Allah’tan hiçbir zaman bağımsız değildir. Bütün varlıklar ve insan her an O’nun tarafından kuşatılmış, O’na ihtiyaç duyan ve tabii olarak, iradeli veya iradesiz, O’na yönelen bir halde ve O’nunla içsel bir konuşma durumundadır. 
 
Her oluş ve eylem, bu yüzden; O’ndan, O’nun iradesinden, bilgisinden, yaratmasından, O’nun Hay (Diri), Kadir (Kudret sahibi) ve Kayyum (her şeyin yegâne dayanağı) oluşundan bağımsız olmadığı gibi bizatihi O’nun sayesinde ve tesirinde gerçekleşir. İşte bunun içindir ki, herhangi bir sebebe sarılma (ilim, teknoloji vs.) da, bilinçli veya bilinçsiz bir duadır. Arzulanan şey, bunların bilinçli yapılması ve metafizik/ilâhî sebebin unutulmamasıdır.
 
İslam düşünürlerine göre Allah’ın dışındaki bütün melekût âlemi ve diğer varlıklar ilâhî kaynaklarına her an bir yöneliş ve dua içerisindedir. Bu, onların yegâne gayesidir. Bütün varlıklar içerisinde en kıymetlisi ise insandır. İnsanın akıl sahibi olmasından kaynaklanan iradi çabası/duası ise O’nu ve varlığının delillerini bilmek ve düşünmek açısından hepsinden önemlidir. Çünkü varlıklar içerisinde sadece insan;  iyiyi kötüden ayırt etme bilgisine sahip, akleden, düşünen, seçen ve en doğruyu bulup yapması beklenen ve maddi-manevî yükseliş gerçekleştiren varlıktır. Bu iradi ve aklî yükseliş kapasitesi yönüyle insan, varoluş yönünden daha aşağıda olduğu meleklerden bile üstün dereceye çıkabilecektir. İnsanın övülmesi gereken yönü de bu çabasıdır. Onun için insanın duasının, yani zihinsel yönü ile eylemsel yönünün ve bununla bağlantılı olarak dilinden dökülen yönünün bütünlük arzetmesi gerekir. Ancak bazen eylemsel yönden çaresiz kalınan veya yapılabilecek her şeyin yapıldığı durumlar olabilir. İşte bu durumlarda da dua etmek olmazsa olmazdır. Çünkü duanın kesilmesi demek umudun kesilmesi, O’nunla iletişimin koparılma çabası demektir ki, bu insan için esas felakettir. Bu bakımdan umutsuzluk küfürdür. Dua edilmeyen bir an bile düşünülmemelidir. Her duanın, biz farketsek de farketmesek de karşılığı vardır. Bu karşılığı arayacağımız yer, bizatihi insan psikolojisi, aklı ve evrensel sebepliliktir. 
 
Duanın sesli veya sessiz yapılması mümkündür. Genelde âdet olan ve tavsiye edilen, sessiz veya az bir sesle yapılması olsa da önemli olan sesli yapılması gereken durumlarda sesli, sessiz yapılması gereken durumlarda sessiz yapılmasıdır. Yukarıda belirttiğimiz gibi hayata tutunduğumuz bilfiil bütün eylemlerimiz ve özel olarak da ibadetlerimizin önemli bir kısmı, arkasındaki aklî, irâdî ve amaçsal gizli yönü ile birlikte; açık, görünen, toplu halde ve sesli dualardır. Bunun dışında bir de özel anlamda dua dediğimiz her an olması gereken hafif sesle veya içten yaptığımız dualar vardır. Ama bu tür duaların bile bazen sesli yapılması gerekebilir. Sıkıntılı anlarda ve topluma manevi destek verilmesi gereken anlarda buna başvurulabilir. Bu, bidat falan da değildir. Bizzat namaza ve hutbeye baktığımızda bu ikisi bizatihi duadır, Allah’a toplu ve sesli çağrıdır. Diğer ibadet ve eylemler de böyledir. Ayrıca bunun için illa dinî bir dayanak aramak gereksizdir. Mutlaka bir dayanak isteniyorsa, Hicret’in 4. Yılında Reci’ ve B’iri Maûne olaylarında irşatçı elçiler olarak gönderilen ashaptan bazılarının zulmen şehit edilmesi üzerine Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bir ay boyunca beş vakit namazda sesli dua ettiği ve arkasındaki cemaatin de Âmin dediği bilinmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, sesli dua yapmakla topluma manevi bir destek vermeye çalışmaktadır. Bu tür istisnâî durumlarda toplumu bütünleştirici, doğru ve güzel bir uygulamadır. Ancak dua Türkçe yapılmalıdır ve duyulabilir, anlaşılabilir olmalıdır. Dinin gerçek anlamı budur. 
 
“Ey sebeplerin sebebi, her şeye tesir eden, her şey kuşatan, her şeyin yegâne sahibi ve bütün bereketlerin, iyiliklerin kaynağı olan Allah’ım! Milletimizi, Ümmet-i Muhammed’i ve bütün insanlığı bu salgın belasından ve elemlerden kurtar. Merhametini ve ilâhî inâyetini, nefhanı bizlerden esirgeme. Bizlerin kendimizi unutmamıza izin verme. Başımıza gelenlere çözüm bulmamızda uzmanlarımıza yardım et. Bilgisizlikten, cahillikten, adaletsizlikten ve ahlâksızlıktan, utanmazlıktan, içimiz dışımıza denk olmamaktan kurtulup senin yarattığın sebepleri, ilacı, nizamı bulmaya yönelt. Bizleri çaresizlikten, umutsuzluktan, her türlü maddî ve manevi belâlardan, zalimlerin zulmünden, afetlerden, depremlerden ve en önemlisi Sen’den uzaklaşmaktan koru. Ümmet-i Muhammed’i kimseye muhtaç etme. Bizlere diriliş muştusu ver. Acılara sabretme ve direnme, mücadele gücü ver.” 
[i]Prof.Dr., Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğr. Üyesi.

Medeniyet Tasavvuru

Müfit Selim SARUHAN
Erdemlerin Erdemi: Adâlet

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30881071